17.12.08

önemli....

sevgili blogger arkadaşım Magissa'nın Terörist Kim?
başlıklı yazısı,oldukça düşündürücü,okumanızı öneriyorum..

2.12.08

Anneler,anneler.../Bekir coşkun

BİR kedi annenin uzaklaşan yavrusunu yanına çağırmasıyla, bizim annelerimizin camdan başını sokağa uzatıp yavrusunu çağırması arasında hiçbir fark yoktur.
Aynı endişeli sestir o.
Aynı korku, aynı evham, aynı tedirginlik.
Atın yavrusunu temizlerken burnuyla onu düzgün tutup arada bir çıkardığı seslerle, annelerimizin kızıyormuş gibi yapıp çocuklarına "Dur biraz... Bak tertemiz olacaksın..." demeleri...
Farksızdır.
Yuvasına kadar getirdiği yiyecekleri yavrusunun ağzına koyan kuşları gördünüz mü hiç?
Önlüğünü takıp da bebeğinin ağzına küçük kaşıkla mamasını veren annelerle aynıdır.
Her iki bebek de kafalarını uzatıp gagalarını açarlar.
Her iki anne de özenli, mutlu, huzurludur.
(.......)
Önceki gün bizim evin bahçesinde erkek ve dişi serçe, duvarın çatlağında geçen seneden kalma kuru otları çekiştirip duruyorlardı.
Andree, "Kuru ot yerler mi?" diye sordu.
Ona "Hayır... Bu ikisi bebek yapacaklar, yuvaları için kuru ot lazım. Şu anda yaptıkları mobilya almak gibi diyelim" dedim.

Ya da yavrusuna beşik hazırlamak gibi...
Yumuşak, sağlıklı, onu içinde büyütebileceği bir yatak...
Tıpkı annelerimiz gibi.
(.......)
Siz hiç yavrularına yiyecek arayan bir anne köpek gördünüz mü?..
Çöplükten bulduğu bir parça yiyeceği, kendisi aç olsa bile yemeden yavrularına koşa koşa götüren... Bebeklerinin yiyeceği elinden alınacak diye korkulu gözlerle etrafa baka baka...
Tıpkı yaşam savaşı içinde, çırpınan, çabalayan, kazanmak ve yetiştirmek isteyen annelerimiz gibi...
*
Bugün Anneler Günü.
Bütün anneler aynıdır.
Sevgiler aynı, şefkatler aynı, okşayışlar aynı, korku ve endişeler aynı, yavruları ellerinden alındığında çığlıkları aynı.
Özenleri de, sevinçleri de, yürekleri yandığında ağıtları da aynıdır annelerin, unutmamalısınız.
Bugün Anneler Günü.
Aynıdır anneler.
Bekir Coşkun
haytap

21.11.08

Anneee diyom....

-Ya tamam abicim de,senden çok korkuyorum be..korkutuyorsun çoğu zaman.sonra da gel oyun oynayalım diyorsun.
-Korkmamayı öğrenemedin sende abicim benim suçum ne ki?
-e hırlıyorsun bana
-ehehehe sen duyamıyorsun ki salak.
-duymasam da anlıyorum abicim şimdi olduğum gibi..Hem sen biliyor musun,kızgın olduğunda suratının aldığı şekli.Senden annem bile korkuyor bazen.Şu salak lafını da sana iade ederim tamam mı..!!!
-bak ufaklık şansını zorluyorsun gene..gelmeyeyim yanına.
-aman çok korktum..
-ulen daha demin diyordun ya korkuyorum diye..
-kim diyordu..?
-........!!!?????
bak çocum..bir saattir ne konuşuyoruz burda..?
- bilmem ne konuşuyoruz..???
-.......!!!!????
-anneeee..fotoğraf çekcem diye uğraşıyosun sen ama bu adam burda harcayacak lan beni...annee diyom kime diyom..
-Anneeeeeee..............

7.11.08

Sincabın Oy Hakkı Yok ! - Bekir Coşkun

FARKINDA mısınız; siyasi partilerin dillerinde çevre-doğa yok...
Seçim bildirgelerindeki birkaç göstermelik satır dışında denizler, göller, ırmaklar, ormanlar, yaylalar, sulaklar onları ilgilendirmiyor.

Eğer sincapların oy hakkı olsaydı, "Aziz ve muhterem sincap hemşerilerim..." diye başlayacaklardı.
Ya da "Kıymetli eşek kardeşlerim..." diye.
Ama leyleklerin, turnaların, kedilerin, yunusların, ceylanların oy verme olanağı ne yazık ki bulunmuyor.



* * *
Oysa gelişmiş demokrasilerde siyasi partiler her zaman doğaya ve çevreye ayrı bir önem verirler.
Niçin?..
Çünkü sincabın oy hakkı olmasa da, onu sevenlerin ve onu ağaçlarda görmek isteyenlerin oy hakkı vardır.
Ama asıl önemlisi:
Dili ve oy hakkı olmayanlara önem veren bir siyasi anlayışın, yoksul, savunmasız, güçsüz insanlara hayda hayda sahip çıkacağını bilirler.
Bir zihniyettir bu...
Bir kedinin ya da bir gölün dahi hakkını savunan siyasi zihniyetin yüceliğini, samimiyetini, içtenliğini ayırt eder çağdaş insan...



* * *
Bizde tersine; seçim demek doğa-çevre için felaket demek...
Kentlerin çevresindeki yeşil alanların gecekonduculara peşkeş çekilmesi demek... Denizde ve karada kaçak avlanmaya göz yummak demek...
Ormanların yakılması-açılması demek...
Sokak hayvanlarının itlafı demek...
Köylünün anız yakmasını görmezlikten gelmek demek...
Göllerin ve sulak alanların kurutulup oy karşılığında köylülere dağıtılması demek...

* * *


Bu yüzden de bu demokrasi bizi tüketiyor.
Yavaş yavaş en değerli varlığımız, yaşamımızı borçlu olduğumuz doğayı-çevreyi kaybediyoruz.
İçinde ırmakların da, sincapların da olduğu yaşamın tümünü değil, sadece oy verme hakkı olanları hesaba katan siyasi partilerin samimiyetsizliği... Demokrasinin yağma ve talanla yürümesi...
Dünyamızı, geleceğimizi, bizi bitiriyor.


Hürriyet 08 .07.2007

BEKİR COŞKUN

Haytap

3.11.08

sığacık kedileri


Bütün kediler benim...

30.10.08

"Hadi ye oğluşum..."

Bu sayfa da Bobo hakkında çok şey yazdım çizdim.Bunların çoğu Bobo'nun yaramazlıkları,huysuzlukları üzerine.Hatta yeri geldiğinde agresif ve söz dinlemez olduğundan bile bahsettim.Bu gece Bobo'nun bana yaşattığı şey bir kere daha hatırlattı ki,benim köpüşüm iyi kalpli bir köpüş,iyi huylu.Ve bir kere daha anladım ki hangi durumlar da sözümüzü dinlemesi gerektiğini ya da gerekmediğini bilebilen bir köpüş.
Herzaman ki gibi bir akşam geçiriyorduk.Bizim obez olma yönünde ilerleyen kediciğimiz,bütün kediler de olduğu gibi,mamasını bir kere de bitirmiyor.Bir tabak yemeğini bütün akşama hatta sabaha bile yayıyor, gidip gelip yiyor.Bobo'muz da sürekli takipte kedinin tabağını yerde yakalasam da yesem derdinde.Bizim görevimiz kedi geldiğinde tabağını yere koymak,gittiğinde de yukarı bir yere kaldırmak.İşte bu trafik içersinde kedişin tabağından bir parça yere düşmüş.Bobo bir telaş oturduğumuz odaya girdi.Onun bakışından anladığım,normalin dışı bişeyler olduğuydu.Neyse bir süre daha geçtikten sonra Bobo odaya ağzında küçük bir tavuk parçasıyla,gözlerimin ta içine bakarak girdi.Tavuğu tam önümde yere attı ve beklemeye başladı.O şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.bişey diyordu ama ne?.Bir süre sonra anladım..."Tamam oğluşum hadi ye" dedim.Daha cümlemi bitirmeden tavuk parçası midesine inmişti bile..inanamadım.Oğluşum söz dinlemiyor demiyeceğim bundan böyle.yok haksızlık etmeyeceğim..

28.10.08

NEFES için hep beraber

sevgili arkadaşlar
karabüklü kız bu sene 3 ay önce ankaraya nakledildi
trafik kazası geçirdiği düşünülerek ve Ankara'da klinik tedavisini başlandı. Karnında bebekleri varmış, ölmüşler. Alındı bebekleri, daha sonra ondan haber alamadık. Çünkü uyutulsun uyutulmasın tartışmalarına yol açılması istenmemiş.
2 gün önce bizim kapıda gece 2 de boynu kesilen paşam oğlanı hastaneye götürdğümüzde baktım ki karabüklü kız orada yatıyor. Ve hastane artık yapılacak bir tıbbi müdahele yok diyerek onu taburcu etmek istiyor.
2 ay boyunca yerde battaniye üstünde yatmaktan (ne kadar bakılsada sonuçta hastane ortamında tek başına) yatak yaraları açılmış. Çok derin yaraları var ve içlerinden kanlı sıvı akıyor.
Biir deri bir kemik kalmış..
Bütün kemikleri ağrıyor..
Biirebir ilgilenememiş insanlar.. Dün gidip eşimle onu evimize aldık.
Pofuduk güzel bir yatak ve tertemiz bir oda hazırladık.
Fakat bizim zaten evimizde 2 sakat köpeğimiz var. Onlarla bir sene mücadele ettik ve sakat da olsalar yürüyorlar.
2 aydan fazladır 7 bebeğimiz vardı. Onların aşılarını yaptırdık ve 5i yuva buldu, 2 bebeğimiz kaldı.
Boynu kesilen oğlum paşamı hastaneye yatırdık.10-15 gün tedavi görecek. Antibiyotik verilmeye başlandı ve iyileşince kesikleri dikilecek.
Ve karabüklü nefes kız..
nefesin çok malzemeye ihtiyacı var.
lütfen ona yardım eli uzatın

-amerikadan gelen ilaçlar, çok ihtiyacımız var.
tarnsfer factor
balık yağı
değer homeopatik ilaçlar
-hasta bezi (yere düz serilenlerden yatağına sermek için)
-havlu peçete
-hasta sil ıslak mendili
protein ağırlıklı beslenecek .
kuru mama kullanılmayacak
tavuk et ciğer süt peynir gibi besinlerle güçlü beslenecek.
hergün masaj yapılacak saf alkollü ılık su ile.

en acil ihtiyaçlarımızın içinde
lütfen ona yardım eli uzatın o hepimizin canı
gülay yoleri

* gyoleri@mynet.com

* 0532 665 61 04

* kargolarınız için

Gülay Yoleri
Vedat Dalokay cad
Aşıkpaşa mah
Sinan apt 65/4
Gaziosmanpaşa Ankara

26.10.08

Blogspot'u kapatmak ifade özgürlüğüne saldırıdır

sesimizi duyuralım arkadaşlar!

İmza Kampanyası
Lütfen blogspotyazarlari@gmail.com adresine blog adresinizle birlikte isminizi yazarak bir mail atın ve imza listesine blogunuzu ve isminizi ekleyin.
http://blogspotacilsin.wordpress.com dan kampanyayı izlemek mümkün

17.10.08

Bengisu’nun terapist arkadaşı Paşa/Pako'nun sayfası


Evcil hayvanların çocukların gelişimi üzerindeki olumlu etkileri araştırmalarla desteklenen bir gerçek. Ancak 5 yaşındaki Bengisu Uzel için köpeği Paşa’nın, diğer çocuklara kıyasla çok daha hayati bir önemi var. Özel eğitimli golden retriever sayesinde, serebral palsi hastası Bengisu kaslarını daha rahat kullanabiliyor, köpeğinin üzerinde saatlerce uyuyor.

Bengisu, bundan beş yıl önce doktor Orhan Uzer ile güzellik uzmanı eşi Semra Uzel’in ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Aslında bir ikizi vardı ama kardeşi 5,5 aylıkken anne karnında öldü. Doktorlar Bengisu’nun tamamen sağlıklı olduğunu söyledi ailesine ve 7 aylıkken dünyaya geldi. Erken doğduğu için kuvöze kondu. Doktorlar hálá tamamen sağlıklı bir bebek olduğunu söylüyorlardı.

Anne karnındayken, beynindeki bir noktada gelişimin durduğu ancak 3 aylıkken anlaşıldı. Bengisu serabral palsi (CP) hastasıydı ve tedavisi yoktu.

DOĞUM GÜNÜ HEDİYESİ

Acı gerçekle başbaşa kalan çift psikiyatrik yardım almaya başladı. Gittikleri psikiyatr, Bengisu’ya bir kardeş yapmalarını ya da bir evcil hayvan almalarını tavsiye etti. İkinci çocuklarının da hasta doğmasından korkan Uzel çifti, ilk öneriyi hemen reddetti. Daha önce evlerinde hiç hayvan beslememişlerdi. Bundan da vazgeçtiler.

İkinci doğum gününde Bengisu’nun amcası, kucağında yavru bir golden retriver ile çıkageldi. Köpeğin adını Paşa koydular. Bundan sonra ailenin hayatı tamamen değişecekti.

Bir tatil sırasında, tesadüfen Alman turist ile tanıştılar. İşi; köpekleri fizik tedavi gören çocuklara eşlik etmek, yardımcı olmak üzere eğitmekti. Eğitmen ikişer haftalık sürelerle dört kez Türkiye’ye geldi. Hem Paşa’yı, hem de Bengisu’nun gittiği terapi merkezindeki diğer iki köpeği eğitti.

Eğitim, köpeklerin içgüdülerini bu tür insanlara faydalı olacak biçimde geliştiriyor. Bengisu üzerindeyken sakin yatmayı, havlamamayı, kaslarının açılmasına faydası olur diye küçük kızın ellerini yalamayı öğrendi Paşa.

Doğduğundan beri bağırsak problemleri yaşayan Bengisu, Paşa’nın üzerinde ilk uyuduğu gün bu sorundan kurtuldu. Paşa eve gelmeden önce el, kol ve ayak kaslarını sürekli sıkması yüzünden hiç açamayan Bengisu, artık elbise giyebiliyor.

Fizik tedavi merkezindeki uzmanlar da, gelişiminin köpekten sonra hızlandığını söylüyor. Baba Orhon Uzel, dikkati çok çabuk dağılan, sıkılan bu çocukların köpekle daha uzun süre çalışabildiğini, terapiye konsantre olabildiğini, gelişiminin bu nedenle hızlandığını söylüyor.

ARKADAŞINI UYUTUYOR

Bengisu’dan hiç ayrılmayan Paşa, arkadaşının kasılan bölgelerini yalayarak uyarıyor. Bengisu da hemen kaslarını açıyor. Bengisu eliyle bir tutam kıl koparsa bile, Paşa hiç aldırış etmiyor. Arkadaşının korkmaması için evde hiç havlamayan köpek, ihtiyaç olduğunda Bengisu’nun üzerinde saatlerce uyumasına izin veriyor.

Bir köpeği bu kadar sevebileceğini hiç düşünemediğini belirten anne Semra Uzel, Paşa’yı oğlu gibi sevdiğini söylüyor. İnsanların hayvanlardan korkmaması gerektiğini belirten Uzel, "Duyarlılık anlamında bizden çok öndeler. Sara krizi gelmeden 2- 3 dakika önce anlıyorlar. Ama hayvan almak isteyenler, bunu birkaç yıllık değil, ömürlük düşünmeli. Sıkılınca sokağa atmamalılar" diyor.Göksel YAPAR/ANTALYA, (DHA)

Evcil hayvan sahibi olmak stresi azaltıyor, çocukların gelişimini olumlu etkiliyor

Evcil hayvan sahibi olmanın ve onlarla arkadaşlık etmenin keyfi ve mutluluğu şüphesiz anlatılamayacak kadar çok. Tıp alanında yapılan bilimsel araştırmalar da, evcil hayvan beslemenin ve evcil hayvanla arkadaşlık etmenin insan sağlığına birçok faydası olduğunu ortaya koymakta. Genel sağlığın yanı sıra kalp ve damar sağlığı, sinir sistemi hastalıkları, psikolojik rahatsızlıklar, çocuklarda mental ve sosyal gelişim üzerinde hayvanların faydalarının olduğu, artık bu araştırmalarla ispatlanmış durumda. Evde beslenen hayvanların yanı sıra hastanelerde çalışmak üzere özel olarak eğitilen ve terapi için yardımcı olan evcil hayvanlar da var. Aşağıda bu konuda yapılan bilimsel araştırmalardan bazıları, tarihleri ve araştırmacıları ile birlikte yer alıyor.

Hayvan sahibi olmak, kalp krizine bağlı ölüm oranını yüzde 3 azaltıyor. (Friedman, 1980).

Hastanede tedavi gören kalp hastalarında, tedavi köpekleri ile yapılan ziyaretlerin tansiyonu normal düzeylere düşürdüğü, zararlı hormonların salgılanmasını azalttığı ve hastaların kaygısını azaltarak kalp ve solunum sistemi sağlığına yardımcı olduğu tespit edilmiş. (Cole, 2005)

Evcil hayvan sahiplerinin kan basıncının (tansiyonunun) daha düşük olduğu kanıtlanmış. (Friedman, 1983, Anderson 1992).

Evcil hayvan sahiplerinin kanlarındaki kolesterol ve trigliserid düzeyleri hayvan beslemeyenlere göre daha düşük. (Anderson, 1992).

Koroner kalp hastalıklarını takiben 1 yıl hayatta kalma oranı hayvan besleyen hastalarda daha yüksek oranda. (Friedman, 1980, 1995).

Alzheimer hastalığı olan hastalara parlak renkli balıkların olduğu büyük akvaryumları izlettirme şeklinde uygulanan terapiler sonucunda, hastalığın yeme alışkanlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin azaldığı ve iyiye doğru geliştiği bulunmuş. (Beck, 2002)

Evcil hayvan sahiplerinde küçük düzeydeki sağlık problemleri daha az görülmekte. (Friedman, 1990, Serpel, 1990).

Köpek sahibi olan yaşlı insanlar doktora daha az gitmekte. 100 hasta ile yapılan bir çalışmada, yüksek düzeyde stres nedeniyle düzenli doktor ziyaretleri içinde köpek sahibi olanların yüzde 21 oranında daha az olduğu tespit edilmiş. (Siegel, 1990).

Otistik çocuklarda evcil hayvanlarla yapılan rehabilitasyonlar, çocuğun daha sosyal davranışlar sergilemesini sağlarken otistik davranışların azalmasına yol açmış. (Redefer, 1989).

Uzun süreli tedavi gören hastaların yalnızlık sonucu yaşadıkları problemler, evcil hayvan destekli terapilerle belirgin ölçüde azalmış. (Banks, 2002).

Hayatlarının ilk yılında evcil hayvanla birlikte yaşayan çocukların, daha sonra alerjik rinit ve astım olma frekansları azalmakta. (Hesselmar, 1999).

Evcil hayvan sahipleri evcil hayvanları ile daha fazla egzersiz yaptıkları için daha iyi bir fiziksel sağlığa sahip. (Serpel, 1990).

AIDS hastalarında evcil hayvan sahibi olanların daha az depresyon ve stres problemi yaşadıkları görülmüş. Hayvanlar, bu hastalarda hastalıkla başa çıkma gücünün artması ve moral yönünden en önemli destek kaynağı olmuşlar. (Siegel, 1999, Carmack, 1991).

Çocukların doktor muayenesinde özel terapi köpeklerinin de bulunması, çocuklarda muayene esnasındaki strese bağlı problemleri azaltmakta. (Nagengast, 1997, Hansen, 1999).

Diş tedavisi sırasında köpek bulunması, çocuklarda diş doktoruna gitmeye bağlı stresi azaltmakta. (Havener, 2001)

Evcil hayvanlarla arkadaşlık etmek (özellikle köpeklerle), çocukların ebeveynlerinin ölmesi veya ciddi hastalıklara yakalanması durumuna uyum sağlamalarına yardımcı olmakta. (Raveis, 1993).

Evcil hayvan beslenen evdeki çocuklar spor, hobi ve değişik etkinliklerle ilgili aktivitelere daha fazla iştirak etmekte. (Melson, 1990).

Evcil hayvan besleyen çocuklar empati kurma ve sosyal uyum sağlama açısından daha başarılı. (Vidovic, 1999).

Evcil hayvan sahibi olmak, çocukların kendi kendilerine doğruyu bulma konusundaki yeteneklerini pozitif yönde geliştirmekte. (Bergensen, 1989).

Hayvan sahibi olmak çocukların kavrama yeteneğini artırabilmekte. (Poresky, 1988).

Pako'nun sayfası

12.10.08

Şimdi iyiyim...

Adım adım yürüdüm bu küçük şehrin,bu taşlarla döşenmiş sokaklarını.Geçmiş omuzlarımda olanca ağırlığıyla..Amaçsız dolaştım bir süre.Ayaklarım beni nereye götürecek merak ettim.Aklımda bir yığın soru işareti...Denizi görmek istedim,belki bir kaç martı...Şansım varsa, bir gün batımına denk gelirim dedim kendi kendime.Belki kendime gelirim,kendi kendime..
Koşarcasına yürüdüm...Yürüdüm...
Durdum...
Ben bu şehri,bu şehrin kedilerini seviyorum.Olduğum yere çöktüm.İşte tam burda,olduğum yerde kalakaldım.Kendime geldim.Kendi kendime...

9.10.08

Bir kedi'nin düşündükleri

Bu gün de yalnızım..
bir kedi daha olsaydı oynasaydım doyasıya..koşsaydım.Canım dışarıya çıkmak istemiyor bugün de.Sokakta ki kediler oynamayı bilmiyorlar.Ben onlarla oynamaya çalıştıkça, kaçıyorlar benden korkuyorlar...evet biraz iriyim..ama ben küçüğüm yav..Bobo şu sıralar biraz agresif.Nedenini bilmiyorum..kızıp duruyor bana..kötü kötü bakıyor korkuyorum.Sanki fındık gittikten sonra değişti .Onunla iyi anlaşmışlardı.onu sevmişti..beni sevmiyor..of çok yalnızım.
Evet ben bir kediyim,yalnız bir kedi..şanslıyım şanslı olmasına.ama işte kötü hissediyorum bazen...dün yağmur yağdı bütün kediler kaçıştılar sağa sola,sığınacak bir yer aradılar.Ben sıcacık evime girdim,kurtuldum ıslanmaktan.Hayır, evde bobo olmasa alacağım üçünü beşini eve onlar rahat edecek ben de üzülmeyeceğim.Ama bobo bahçede bir kedi gördüğü zaman deliye dönüyor..
İnanırmısınız bazen,sırf öteki kedilerle birlikte oturmak için,onlarla beraber yemek yiyormuş ayaklarına yatıyorum.O zaman onlar gibi düşünebiliyorum..ya ben de çok aç kalsaydım veya korktuğumda,üşüdüğümde sığınacağım bir ev olamasaydı,ne yapardım..düşünebiliyorum ama tam olarak bilmiyorum..Hiç öyle hissetmedim ki kendimi..( bobo'nun sinirleri bozuk olduğu zamanların haricinde..:))
Off ne yapsam..en iyisi gidip biraz kurumama indireyim mideye,belki iyi gelir..

8.10.08

haytap


Hayvanlara yapılan kötü muamele ve cezaların etkisiz kalması nedeniyle, toplum vicdanın bu yasanın çıktığı zamandan beri yaralandığı bir gerçektir. Mevcut 5199 sayılı yasanın hükümleri etkisiz kalmıştır. Kanunun, her şeyden önce adının değiştirilmesi gerekmektedir. Çünkü, asıl olan, tüm canlıların, hukuken “haklarının” olduğunu kabul etmektir. Hak, hukuk düzeni tarafından korunan menfaat demektir. Bu çalışma ve kanun teklifi ile onların haklarının güvence altına alınması ve yasanın özellikle KABAHATLER HUKUKU kapsamından çıkması amaçlanmaktadır.

Yasanın özü savunmasız tüm canlıların doğasından kaynaklanan yaşamsal, bedensel ve özgürlük haklarının korunarak yasal teminat altına alınmasıdır. Bu sebeple yasanın adındaki koruma ifadesinin korunması, yasanın adına hayvan hakları ifadesi eklenmesi yasanın tüm ruhunu yansıtacak bir ada sahip olmasını sağlayacaktır.

Öncelikle hayvanların yaşam hakları yasada kendisini bulmalı , bu hakkı tanımlaması ve yasanın adının da “Hayvan Haklarını Koruma Kanunu” şeklinde yeniden düzenlenmelidir Hak olmadan hukukun tesis edilmesinin imkânsızlığı göz önüne alındığında asıl olanın tüm canlıların yaşamdan kaynaklanan doğal hakları olduğunun da kabul edilmesi gerçeğidir. Dolayısıyla Hayvanları Koruma Kanununun isminin, “Hayvan Haklarını KanunU” olarak değiştirilmesi gerekmektedir. Tüm kanunun ruhu, her bir maddeye ve düşünülen gerekçeye nüfuz etmelidir. Onların HAKLARININ var olduğunu kabul ederek, kanun değişikliğini ele almamız, tüm kanunu bu bakış açısı ile kabul etmemiz gerekir. Aslında, bu değişiklik hayvan hakları konusunda reform niteliğindeki “zihniyet değişikliğinin” de ilk adımı olacaktır. Zaten 15 Ekim 1978 tarihine Paris’te UNESCO binasında kabul edilen beyannanme, EVRENSEL HAYVAN HAKLARI BEYANNAMESİ’dir.

Tabii ki burada bahsedilen hak , insanların sahip olmuş olduğu hak ve fiil ehliyetine yaklaşan ya da onunla eşit olan bir hak değildir. Ancak hayvanların eşya ya da mal olarak kabul edilmediği tüm uluslararası literatürde ve doktrinde büyük çoğunlukla kabul edilmektedir.

Tüm hayvanların haklarının var olduğunun kabul edilmesi ile kanunu uygulayacak olan merciiler de olaya haklar açısından yaklaşacak ve “hukuken zedelenen bir hakkın korunması” bakış açısı ile, kanun, yorumlanacaktır.

Unutulmaması gereken husus; burada savunulan hakkın, bir kısım hayvan severlerin hakkının değil, hayvanların hakkı olduğudur. Alman Medeni Kanununun 90. maddesine de eklendiği ve kabul edildiği üzere, “hayvanlar bir eşya ya da mal değildir.”

Hatta bu kanun ile, hayvan severlere karşı bile hayvanların haklarının savunulacağı esası kabul edilmelidir.

5199 sayılı yasa değişmeli !


HAYTAP
HAYVAN HAKLARI FEDERASYONU

2.10.08

rehavet..

Son günlerde bizimkiler bir tuhaf. Mevsim geçişinden olsa gerek.Akşamdan sabaha,sabahtan akşama uyumaktalar .Bobo bir iki havlamaya çıkıyor bahçeye.Bulut'unda ondan aşağı kalır yanı yok sadece ihtiyaç gidermeye çıkıyor.Anlamış değilim evde bir rehavet havası esmekte.Ne o eski oyunlar kaldı ne de sevgi gösterileri..Sadece akşam yemek saatlerinde biraz hareketleniyorlar.O da yemek kuyruğunda..Ne diyeyim bilmiyorum.Bende dışarıda ki kedi ve köpeklerden medet umuyorum.Çıkıp onlarla oynuyorum.bakarmısınız hallerine...Aşkolsun bobo senin gibi akbaşlar çiftliklerde koyun otlatıyorlar,göz kulak
oluyorlar.Yani ağır işçiler onlar...bir de kendine bak.Bütün kış böyle mi geçecek acaba...


29.9.08

Duyuru..

artık bu sayfa da iki kişiyiz.Acethefloydian ve ben.

20.9.08

bobo,bulut

çıtçıt hanım gitti..

Fındığım..yeni ailesine kavuşmak üzere yola çıktı.Hem mutluyum,hem hüzünlü..Ona alışmıştık,bugün ev ahalisinde bir durgunluk ki sormayın.Ancak bir yandan mutluyum çünkü,gerçek anlamda hayvansever bir aileye gitti.Evde ondan başka bir köpek,bir kedi varmış.Fındığım(çıtçıt hanım)'ın yeni kardeşleri olacak,çok kısa bir sürede onlarla kaynaşabileceğini,yeni annesini çok seveceğini biliyorum..Biliyorum ama seni çok özleyeceğim çıtçıt hanım...Sen çok iyi huylu,çok sevgi dolu,uyumlu bir köpüşsün..Yeni yaşamında tüm sevgiler seninle olsun..

17.9.08

...

Yakın bir arkadaşım var.Bütün hayatını bu güzelliklere veren birisi.nerde çok küçük,yaşlı,hasta hayvan varsa,alır evinde iyileştirir,bakar,çok sever.Sonra da onları çok sevebilecek,iyi bakacak insanlara verir.Yaşaması imkansız denilen,küçücük bir köpek bulmuştu.Biberonlarla besledi,iki saatte bir mamalarını verdi,tedavisini yaptırdı,en son onu yurtdışında bir aileye verdi.büyüdükçe fotoğraflarını yolladılar ona..muhteşem bir köpek oldu.Sağlıklı,güçlü ve sevgi dolu.bu fotoğrafta ki güzellerin de artık bir aileleri var.

işte o...




işte misafir köpüşümüz...

14.9.08

Henüz çok küçük...

Bir kaç gündür.Hemen yanıbaşımızda ki boş arsa da bir misafirimiz var.Küçüçük aslında,ancak cüsseye bakacak olursanız,ilerde kocaman bir köpek olacak..Bir de iyi bakılırsa..mahallemizin çocuklarına hayvan sevgisini bir çok kez anlatmış olmama rağmen etkili olamadığımı görüyorum ne yazık ki..artık anneleriyle konuşmaya başladım.Ama biliyorum ki benim hakkımda pek de iyi düşünmüyorlar,içlerinden" deli kadın sende.."dediklerini duyar gibiyim.mahallenin aksi teyzesi olmaya razıyım ben.Neyse,bu köpüşümüz çocuklar taş attığında kedilerin yamacına gidip olduğu yere siniyor.ona verilen yemeği,hiç itiraz etmeden,onlarla paylaştığını gördüm..(tabii böyle yazınca,bir çok insan için,"sevgi böcüğü""mutlu,mesut abla gibi" göründüğümün farkındayım..)olsun ona da razıyım.Bir kaç kere,bizim bahçe kapısının altından girmeyi denedi,bir keresinde de başardı.Ancak bizimki erkek köpek olunca kıyameti koparıyor tabii..kapının önünden ayrılmıyor.tek istediği,biraz yemek,biraz sevgi,bir de güvenle uyuyabileciği bir yer..şimdilik fotoğrafını ekleyemiyorum,bir kaç gün içinde eklerim..

3.9.08

Bu katliama bir son verilmesini istiyoruz/alıntı


Bir hafta önce çok sayıda köpeğin kimliği belirsiz kişiler tarafından zehirlenerek öldürüldüğü Hatay'da köpek katliamının önüne bir türlü geçilemiyor. Odabaşı Belediyesi sınırları içerisinde İl Jandarma Komutanlığı arkasında bulunan İlkevler'de meydana gelen köpek katliamında ilk belirlemelere göre 10, son iki gün içinde de 3 köpeğin daha zehirlenerek öldürüldüğü ortaya çıktı.

Kimliği belirsiz kişilerce zehirlenerek öldürülen köpeklerin arasında aşısı yapılan tasmalı köpeklerde bulunuyor. Site sakinlerine ait köpeklerin de öldürüldüğü katliamın failleri bir türlü bulunamıyor. Öldürülen köpekler belediye tarafından kireçlenmiş çukurlara gömülüyor.

Edinilen bilgilere göre olay; dün sabah saatlerinde Odabaşı beldesi İlkevler sitelerinde meydana geldi. Sitede oturan 15 yaşındaki M.Ali Sarıaslan'a ait aşılı, tasmalı ve bağlı olan köpek zehirlenerek öldürüldü.

Olaydan dolayı büyük üzüntü içinde olan Sarıaslan, "Küçükken alıp büyüttüğüm, aşısını yaptırdığım, tasmalı ve bağlı olan bir köpeği nasıl öldürürler. Bu kişilerin ne yapmak istediğini anlayamıyoruz. Ne istiyorlar bu hayvanlardan. Bunlar da hiç vicdan yok mu? Yaptıkları insanlık dışı bir muamele. Bu katliama bir son verilmesini istiyoruz. Köpeğim öldü başkalarının köpeği bari ölmesin. Bu katliamı yapanların mutlaka bulunmasını istiyorum." dedi

Sitede yaşayan ve Ali'nin arkadaşı olan Abdullah Çokaklı(16) da, insanlık dışı bu hareketin nereye kadar gideceğini bilemediklerini, buna bir son verilmesi gerektiğini, sonuçta bu hayvanların da birer can taşıdığını belirterek, bunu yapanların bulunarak cezalandırılması gerektiğini ifade etti.

kaynak

31.8.08

Çıtçıt Hanım

Fındık'a yeni bir isim daha verdim..Çıtçıt,bayan çıtçıt.Hanımefendinin yürürken,koşarken tırnaklarının yere değmesi sonucunda çıkardığı ses..Çok şeker,onunla yaşadıkça sevimliliklerine daha çok şahit oluyoruz.Her gün yeni bir numarasını gösteriyor.Yanlış anlaşılmasın,bu hanımefendinin herhangi bir eğitimi yok.Kendisi tam bir sevgi kelebeği.Daha önceki yazılarda bahsetmiştim;evdeki kedileri kovalamayı pek seviyordu,diş gösterip hırlıyordu ya..artık o köpüşten eser kalmadı,bizim bulut'la alt alta üst üste,birlikte uyumalar falan görmek lazım..Yemeği hazırlanırken arka ayaklarının üzerinde saniyelerce duruyor..Bir gün video çekip buraya ekleyeceğim ki görebilesiniz.Sanki apartman da yetişmiş.bizimle olsun başka bir şey istemiyor,gelip gidip kendisini okşatmaktan,yanaklara öpücükler kondurmaktan hoşlanıyor.Bir şekilde yanımda durmuşsa ve de ben görmemişsem,patisiyle dürtüp"hey baksana ben burdayım,hadi okşa beni "diyor.Bu kadar kısa bir sürede uyum sağlayacağından şüpheliydim doğrusu,ama yanılmak güzel oldu.çıtçıt hanım,bizim çıtçıtımız...

29.8.08

bir kedi yavrusu olsaydım/Bekir Coşkun

Image

BENCE bizler boşu boşuna onlara hayvanları anlatıp duruyoruz, insanlar hayvanları yeterince tanıyorlar aslında.

Koyunun kopyasını çıkartan insanoğlunun zekásı, evinin saçağındaki kuşun yavrularına yiyecek taşırken sahip olduğu anne duygusunun boyutlarını nasıl bilemez?

Ya da önceki gün izledi insanlar:

Almanya’nın Münster Hayvanat Bahçesi’ndeki goril, ölen yavrusunu uyandırmak için onu kucağından bırakmadı, okşadı, sevdi, ağladı... Ertesi gün insanoğluna bir başka haber ulaşıyordu televizyonlardan, gazetelerden:

Avustralya’da Sydney açıklarında bir balina yavrusu, annesi zannettiği bir tekneyi emmek istiyordu. Millerce teknenin altında yol aldı, annesine (!) sokulmak istedi, ona seslendi, karnı acıkınca emmeyi denedi, ama olmadı.

Tüm dünya izledi bunu.

Her gün medyada yayınlanan bu tür haberler-görüntüler, kendi sağlığı söz konusu olunca gözle görülmeyen virüslerin-mikropların dünyasını çözen insanoğluna, bahçesindeki hayvanların da duyguları olduğunu anlatmaya yetmez mi sizce?

Bal gibi yeter...

*

Ama genelde ahlaki değerlerden yoksundur insan.

Merhametsiz...

Sevgisiz...

Ve çıkarcıdır...

Toplumun içinde kalma zorunluluğu, öğretiler, kurallar, yasalar, onu öyle düzgün tutsa da bir kedi yavrusu ile baş başa kaldığında onun gerçek kimliği ortaya çıkar. Fok yavrularının kürkleri için diri diri yüzülmelerinde ya da boğa güreşlerinde, o baskılar ortadan kalktığında, gerçek yüzünü görürsünüz insanın.

Kürk mağazalarına koşarken ya da arenalarda zavallı bir dananın kılıçla delinmesini çılgınca alkışlarken... Böyledir insanoğlu...

Acımasız, merhametsiz, çıkarcı...

*

Çevrenizdeki insanlara iyi bakın.

Savunması olmayan, güçsüz, korunmasız, kimsesiz, dilsiz canlılara merhamet göstermeyenlerden korkmalısınız.

Bir gün sizin gücünüz tükendiğinde, o insanlara muhtaç olduğunuzda, savunmasız kaldığınızda, bir parça kuru ekmeği esirgediği kediden hiç farkınız olmayacaktır.

Bir kedi yavrusu olsaydım...

Size dostlarınızı saysaydım...

24 Ağustos 2008
Bekir COŞKUN

Haytap

21.8.08

veda eder gibi...

Veda eder gibiydin son gece,uzun süre omuzumda mırıldaman bir korku hissettirmişti bana ama bilemezdim...
sanırım gittin sen,bundan sonra sen olmayacaksın.bir zamanlar o çok kızdığım ayak izlerin de olmayacak.biliyorum kaybettim seni..belleğimde kalan,bir kedinin sevgi dolu dokunuşları,sevgiyle bakan gözleridir....güle güle oğlum
yolun senin gibi güzel olsun.

18.8.08

yorumsuz/Handan Demiralp/günlüğümden notlar

Image

Image

Hani ''ne desem boş'' denir ya, işte şimdi oradayız galiba. ''Kediyi merak öldürür'' der bir İngiliz atasözü ancak işbu halde merak ölüme sebep olmasa da hayli ters düşmekte sanırım kaplumbağa Gaudi'nin baştaki ikazlarına:) E tabii devamı da pek yakında gene bu sinemada...

handan demiralp günlüğümden notlar

9.8.08

Bobo-Sabo yılın maçı

Bizim evde ki müthiş derbinin fotoğrafları.


Maç öncesi her iki takımın birbirlerinin taktik antrenmanlarını gizlice izlemek için büyük çabası gözleniyordu.




Sabo gece gündüz rakibinin maç kasetlerini izlerken...















Bobo antrenmanlarını aralıksız sürdürmekteydi.


Maç öncesi her ikisinin de çok gergin olduğunu farkettik.


Maç çok hızlı başladı.




İlk dakikalara bobo'nun şutları ve Sabo'nun müthiş kurtarışları damga vurdu.


Sabo'nun müthiş bir kıç istobunu görüyoruz.

Tam bu sırada yemeklerinin hazır olduğunu gören her iki takım oyuncuları maça ara verdiler. Eğer gönülleri olur da sahaya dönerlerse ikinci yarıyı hep beraber izleyebileceğiz.

7.8.08

Bir fotoğraf...

Bambam

Herkese Merhaba !

Ben Noya.. çok mutluyum hem de çok..çok iyi bir ailem var,bana çok iyi bakıyorlar,beni çok seviyorlar..

Biliyorum..

Sadece yüreğimin bir köşesinde,eskilerden,çok eskilerden gelen bir burukluk var..

Benim yaşamam için çok büyük çabalar sarfedilmiş,yüzde beş şansı var,buna kendinizi hazırlayın denmiş.Nerden mi biliyorum?

İsmet annem var benim(o bana hala Bambam der)..o anlattı.O anlattıkça hatırladım yaşadıklarımı. Bir parkta yaşıyorduk biz.Biz derken ben,sekiz kardeşim ve annem..güzel annem…

İsmet annem,bize sürekli yemekler getiriyordu.Çevrede bize iyi davranan insanlar da vardı.Kardeşlerimle oyunlar oynadığımızı hatırlıyorum..parkın altını üstüne getiriyorduk.O oyunlar sırasında üç kardeşim çukurun içine düştüler,annem epey uğraştı onları çıkarmak için ,ama başaramadı.Onların yanına çukura inmeye karar verdi. Biz dışarıdaydık, korkudan olduğumuz yere sindik.Hava karardı ,etrafımızdan insanlar gelip geçiyordu.Annem çukurun içinde ağlıyordu,biz dışarıda.Yapabileceğimiz hiçbir şey yoktu.Çaresiz bekledik.Hava aydınlandığında uzaktan ismet annemi gördüm.Etrafda ki insanlara birşeyler anlatıyordu, yanında iki gençle çukura yöneldiğinde “heyyo” diye bir çığlık attım.Hep birlikte kardeşlerimi ve annemi çıkardılar o derin çukurdan.sevinç gözyaşlarına boğuldum.yine hep beraberdik.Annem bizi etrafına toplayıp, dikkat etmemiz gerekenler konusunda uyardı bizi,güzel annem. Yaşamı tanıyordu. Sürekli sokaklarda yaşadığı için insanları kendince guruplara ayırmıştı.Sarhoşu ,psikopatı var.Ha..!bir de çocuklara dikkat edin onlara fazla yaklaşmayın derdi.

Nerde kalmıştım yaf..ıııı?..tamam

Neyse

Tekrar yaşadığımız yere döndük.Yine eskisi gibi beraberdik ve mutluyduk.Karnımız doyuruyor,sevgi görüyorduk.İsmet annem her gelişinde “yavrularım benim,hepinizin iyi bir ailesi olması için çalışıyorum” derdi..bir gün anlattı bize aile ne demek;aile güven duymak demek,sevgi demek,paylaşmak demek,yalnız,bir başına ve aç olmamak demek. Bir kaç gün içerisinde üç kardeşim gitti.Çok üzüldüm,ağladım.. Sonra anladım ki onların artık sıcak bir yuvaları,birer sahiplenenleri vardı,yani güvendeydiler.Tabii ister istemez biz geride kalan kardeşler de birilerini beklemeye başaladık.her geçene sevgiyle baktık.Kimisi sevdi,kimisi sevmedi.Artık ayırt edebiliyordum insanların bakışlarından .Yaklaşmalı mı yaklaşmamalı mı,biliyordum…

O gün ne oldu…?

Evet yağmur yağmaya başladı,biz yine oyun oynuyorduk..annem sürekli yanına gitmemiz için bağırıyordu bize..sonra..sonrası çok bulanık ..üzerimde bir ağırlık vardı sanki,patilerimi oynatamıyordum.Bir yığın insan yüzü gördüm tepemde .Hepsi bana bakıp konuşuyorlardı..ben havlamak istiyorum diye düşündüm en son..

Bir ses duydum ,tanıdık bir ses.Çok yakın ama bir o kadar da uzak..bir ses

-arabası olan yok mu?

-bir taksi çağırın..

çığlık çığlığa bir ses..

Bir de kalabalığın ,o iç karatan,karamsar sesi

-yok boşuna uğraşıyor

-Köpek ölmek üzere canım..

-Homur homur…..homur.

Gözlerimi açtığımda İsmet annemin,yanında genç bir adamla bana kocaman gözlerle baktıklarını hatırlıyorum.İyileştin Bambam iyileştin diye çığlıklar atıyorlardı. Anlamadım ki ben..nası yanii?

İsmet annem anlattı sonra bana,ölüyormuşum ben.İsmet annem beni veterinere zamanında getirmeseymiş,melek olacakmışım..O genç adam da veterinermiş.O yüzden ben veterinerleri de çok severim..Zaten ismet annem gitti.Ben veterinerde kaldım üç gün.çok iyi vakit geçirdik dersem yalan olur…sürekli iğne batırıp,ilaçlar veriyordu bana.Ama yine de sevdim o ağbiyi de..

İsmet annemin bana bir aile aradığını biliyordum,umutsuzluğunu da biliyordum.Çünkü insanlar,bir köpek alacakları zaman ,cins köpek olsun istiyorlarmış..ne demekse??

Cinslikse cinslik bende cinsim…

Ha ben sokak köpeğiymişim yaf..olsun ben,beni sevenleri,o cins köpeklerden daha çok severim,daha çok korurum..bir bilseler..

Bana bir aile bulundu sonunda….

Günü gelince yola çıktık,ismet annemle tekrar görüşmek üzere sözleştik..uzunca bir yol gittik.arabadan indiğimde bana ışıl ışıl bakan bir çift göz gördüm.

Anladım beni sevecek insanlardandı.Beni koruyacak,sahiplenecek ,karnımı doyuracaktı.Benim bir ailem olacaktı..Bu günü çok hayal ettim,çok istedim.İsteyince olurmuş derler..

İlknur annem,benim herşeyim o.



Bu yaşananlar, İsmet Şahin'in yaşamından alıntıdır.Çevresinde ki çaresiz bakıma muhtaç,yardım bekleyen hayvanlara el uzatan,onlarla ilgilenen gerçek bir hayvanseverdir.Bu yaşamı, daha yaşanılır kıldığı için,Ona ve isimsiz nice hayvan dostuna teşekkür etmek istiyorum..

5.8.08

yabancı..

Hala şoktayım abicim. Hani bilemiyorum böyle bir şey nasıl anlatılır ama anlatmam lazım.Görevim gereği bahçenin ve de evin her tarafını bilmem lazım.Rutin kontrolleri yapıyorum,güvenlik açıkları var mı,bahçeye yan bakan kediler,insanlar falan.Aşağı yoldan geçen köpek çeteleri.Her şey yolunda görünüyordu.Biraz mola vereyim,gidip bizimkileri öpeyim,biraz sevgi gösteriyim dedim garibanlara(ne de olsa epey kahrımı çekiyorlar benim)pencereden baktım ki ne göreyim içerde annemin yanında yabancı bir adam oturuyor.Atladım pencereden ,kaçırmamak lazım.Abi anlamadım sen kimsin,hangi ara girdin içeriye,nerden girdin,hadi girdin diyelim,hiç mi korkmuyosun benden yahu..kocaman bir köpek var burda herkes de bilir.Elini kolunu sallaya sallaya bu eve giremezsin kardeşim.Neyse atladım içeriye demiştim..bir anda durdum,durdum çünkü;bu koku..bu koku..tanıdık yaf..nasıl olur canım..sıcak mı çarptı ki beni????!!!!..
işte aynen fotoğrafta ki gibi baktım kaldım...
sonra anladım yaf..benim babamın sakalları vardı..ha..artık onlar yok.Bir insan bu kadar mı değişir,kendinden bile şüphe ediyor köpek.
Bi de bana güldüler yaklaşık 45 dakika kadar alay ettiler.Biliyorum,anlamıyorum sanıyor salaklar,neyse çok gücüme gitti.Günü gelir biz güleriz size...??!!!