
başlıklı yazısı,oldukça düşündürücü,okumanızı öneriyorum..
hayvanlar konuşmadıkları için kimbilir ne güzel düşünürler tıpkı ellerimiz gibi...M.Cevdet Anday
Bengisu, bundan beş yıl önce doktor Orhan Uzer ile güzellik uzmanı eşi Semra Uzel’in ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Aslında bir ikizi vardı ama kardeşi 5,5 aylıkken anne karnında öldü. Doktorlar Bengisu’nun tamamen sağlıklı olduğunu söyledi ailesine ve 7 aylıkken dünyaya geldi. Erken doğduğu için kuvöze kondu. Doktorlar hálá tamamen sağlıklı bir bebek olduğunu söylüyorlardı.
Anne karnındayken, beynindeki bir noktada gelişimin durduğu ancak 3 aylıkken anlaşıldı. Bengisu serabral palsi (CP) hastasıydı ve tedavisi yoktu.
DOĞUM GÜNÜ HEDİYESİ
Acı gerçekle başbaşa kalan çift psikiyatrik yardım almaya başladı. Gittikleri psikiyatr, Bengisu’ya bir kardeş yapmalarını ya da bir evcil hayvan almalarını tavsiye etti. İkinci çocuklarının da hasta doğmasından korkan Uzel çifti, ilk öneriyi hemen reddetti. Daha önce evlerinde hiç hayvan beslememişlerdi. Bundan da vazgeçtiler.
İkinci doğum gününde Bengisu’nun amcası, kucağında yavru bir golden retriver ile çıkageldi. Köpeğin adını Paşa koydular. Bundan sonra ailenin hayatı tamamen değişecekti.
Bir tatil sırasında, tesadüfen Alman turist ile tanıştılar. İşi; köpekleri fizik tedavi gören çocuklara eşlik etmek, yardımcı olmak üzere eğitmekti. Eğitmen ikişer haftalık sürelerle dört kez Türkiye’ye geldi. Hem Paşa’yı, hem de Bengisu’nun gittiği terapi merkezindeki diğer iki köpeği eğitti.
Eğitim, köpeklerin içgüdülerini bu tür insanlara faydalı olacak biçimde geliştiriyor. Bengisu üzerindeyken sakin yatmayı, havlamamayı, kaslarının açılmasına faydası olur diye küçük kızın ellerini yalamayı öğrendi Paşa.
Doğduğundan beri bağırsak problemleri yaşayan Bengisu, Paşa’nın üzerinde ilk uyuduğu gün bu sorundan kurtuldu. Paşa eve gelmeden önce el, kol ve ayak kaslarını sürekli sıkması yüzünden hiç açamayan Bengisu, artık elbise giyebiliyor.
Fizik tedavi merkezindeki uzmanlar da, gelişiminin köpekten sonra hızlandığını söylüyor. Baba Orhon Uzel, dikkati çok çabuk dağılan, sıkılan bu çocukların köpekle daha uzun süre çalışabildiğini, terapiye konsantre olabildiğini, gelişiminin bu nedenle hızlandığını söylüyor.
ARKADAŞINI UYUTUYOR
Bengisu’dan hiç ayrılmayan Paşa, arkadaşının kasılan bölgelerini yalayarak uyarıyor. Bengisu da hemen kaslarını açıyor. Bengisu eliyle bir tutam kıl koparsa bile, Paşa hiç aldırış etmiyor. Arkadaşının korkmaması için evde hiç havlamayan köpek, ihtiyaç olduğunda Bengisu’nun üzerinde saatlerce uyumasına izin veriyor.
Bir köpeği bu kadar sevebileceğini hiç düşünemediğini belirten anne Semra Uzel, Paşa’yı oğlu gibi sevdiğini söylüyor. İnsanların hayvanlardan korkmaması gerektiğini belirten Uzel, "Duyarlılık anlamında bizden çok öndeler. Sara krizi gelmeden 2- 3 dakika önce anlıyorlar. Ama hayvan almak isteyenler, bunu birkaç yıllık değil, ömürlük düşünmeli. Sıkılınca sokağa atmamalılar" diyor.Göksel YAPAR/ANTALYA, (DHA)
Evcil hayvan sahibi olmak stresi azaltıyor, çocukların gelişimini olumlu etkiliyor
Evcil hayvan sahibi olmanın ve onlarla arkadaşlık etmenin keyfi ve mutluluğu şüphesiz anlatılamayacak kadar çok. Tıp alanında yapılan bilimsel araştırmalar da, evcil hayvan beslemenin ve evcil hayvanla arkadaşlık etmenin insan sağlığına birçok faydası olduğunu ortaya koymakta. Genel sağlığın yanı sıra kalp ve damar sağlığı, sinir sistemi hastalıkları, psikolojik rahatsızlıklar, çocuklarda mental ve sosyal gelişim üzerinde hayvanların faydalarının olduğu, artık bu araştırmalarla ispatlanmış durumda. Evde beslenen hayvanların yanı sıra hastanelerde çalışmak üzere özel olarak eğitilen ve terapi için yardımcı olan evcil hayvanlar da var. Aşağıda bu konuda yapılan bilimsel araştırmalardan bazıları, tarihleri ve araştırmacıları ile birlikte yer alıyor.
Hayvan sahibi olmak, kalp krizine bağlı ölüm oranını yüzde 3 azaltıyor. (Friedman, 1980).
Hastanede tedavi gören kalp hastalarında, tedavi köpekleri ile yapılan ziyaretlerin tansiyonu normal düzeylere düşürdüğü, zararlı hormonların salgılanmasını azalttığı ve hastaların kaygısını azaltarak kalp ve solunum sistemi sağlığına yardımcı olduğu tespit edilmiş. (Cole, 2005)
Evcil hayvan sahiplerinin kan basıncının (tansiyonunun) daha düşük olduğu kanıtlanmış. (Friedman, 1983, Anderson 1992).
Evcil hayvan sahiplerinin kanlarındaki kolesterol ve trigliserid düzeyleri hayvan beslemeyenlere göre daha düşük. (Anderson, 1992).
Koroner kalp hastalıklarını takiben 1 yıl hayatta kalma oranı hayvan besleyen hastalarda daha yüksek oranda. (Friedman, 1980, 1995).
Alzheimer hastalığı olan hastalara parlak renkli balıkların olduğu büyük akvaryumları izlettirme şeklinde uygulanan terapiler sonucunda, hastalığın yeme alışkanlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin azaldığı ve iyiye doğru geliştiği bulunmuş. (Beck, 2002)
Evcil hayvan sahiplerinde küçük düzeydeki sağlık problemleri daha az görülmekte. (Friedman, 1990, Serpel, 1990).
Köpek sahibi olan yaşlı insanlar doktora daha az gitmekte. 100 hasta ile yapılan bir çalışmada, yüksek düzeyde stres nedeniyle düzenli doktor ziyaretleri içinde köpek sahibi olanların yüzde 21 oranında daha az olduğu tespit edilmiş. (Siegel, 1990).
Otistik çocuklarda evcil hayvanlarla yapılan rehabilitasyonlar, çocuğun daha sosyal davranışlar sergilemesini sağlarken otistik davranışların azalmasına yol açmış. (Redefer, 1989).
Uzun süreli tedavi gören hastaların yalnızlık sonucu yaşadıkları problemler, evcil hayvan destekli terapilerle belirgin ölçüde azalmış. (Banks, 2002).
Hayatlarının ilk yılında evcil hayvanla birlikte yaşayan çocukların, daha sonra alerjik rinit ve astım olma frekansları azalmakta. (Hesselmar, 1999).
Evcil hayvan sahipleri evcil hayvanları ile daha fazla egzersiz yaptıkları için daha iyi bir fiziksel sağlığa sahip. (Serpel, 1990).
AIDS hastalarında evcil hayvan sahibi olanların daha az depresyon ve stres problemi yaşadıkları görülmüş. Hayvanlar, bu hastalarda hastalıkla başa çıkma gücünün artması ve moral yönünden en önemli destek kaynağı olmuşlar. (Siegel, 1999, Carmack, 1991).
Çocukların doktor muayenesinde özel terapi köpeklerinin de bulunması, çocuklarda muayene esnasındaki strese bağlı problemleri azaltmakta. (Nagengast, 1997, Hansen, 1999).
Diş tedavisi sırasında köpek bulunması, çocuklarda diş doktoruna gitmeye bağlı stresi azaltmakta. (Havener, 2001)
Evcil hayvanlarla arkadaşlık etmek (özellikle köpeklerle), çocukların ebeveynlerinin ölmesi veya ciddi hastalıklara yakalanması durumuna uyum sağlamalarına yardımcı olmakta. (Raveis, 1993).
Evcil hayvan beslenen evdeki çocuklar spor, hobi ve değişik etkinliklerle ilgili aktivitelere daha fazla iştirak etmekte. (Melson, 1990).
Evcil hayvan besleyen çocuklar empati kurma ve sosyal uyum sağlama açısından daha başarılı. (Vidovic, 1999).
Evcil hayvan sahibi olmak, çocukların kendi kendilerine doğruyu bulma konusundaki yeteneklerini pozitif yönde geliştirmekte. (Bergensen, 1989).
Hayvan sahibi olmak çocukların kavrama yeteneğini artırabilmekte. (Poresky, 1988).
![]() | |
Hayvanlara yapılan kötü muamele ve cezaların etkisiz kalması nedeniyle, toplum vicdanın bu yasanın çıktığı zamandan beri yaralandığı bir gerçektir. Mevcut 5199 sayılı yasanın hükümleri etkisiz kalmıştır. Kanunun, her şeyden önce adının değiştirilmesi gerekmektedir. Çünkü, asıl olan, tüm canlıların, hukuken “haklarının” olduğunu kabul etmektir. Hak, hukuk düzeni tarafından korunan menfaat demektir. Bu çalışma ve kanun teklifi ile onların haklarının güvence altına alınması ve yasanın özellikle KABAHATLER HUKUKU kapsamından çıkması amaçlanmaktadır. Yasanın özü savunmasız tüm canlıların doğasından kaynaklanan yaşamsal, bedensel ve özgürlük haklarının korunarak yasal teminat altına alınmasıdır. Bu sebeple yasanın adındaki koruma ifadesinin korunması, yasanın adına hayvan hakları ifadesi eklenmesi yasanın tüm ruhunu yansıtacak bir ada sahip olmasını sağlayacaktır. Öncelikle hayvanların yaşam hakları yasada kendisini bulmalı , bu hakkı tanımlaması ve yasanın adının da “Hayvan Haklarını Koruma Kanunu” şeklinde yeniden düzenlenmelidir Hak olmadan hukukun tesis edilmesinin imkânsızlığı göz önüne alındığında asıl olanın tüm canlıların yaşamdan kaynaklanan doğal hakları olduğunun da kabul edilmesi gerçeğidir. Dolayısıyla Hayvanları Koruma Kanununun isminin, “Hayvan Haklarını KanunU” olarak değiştirilmesi gerekmektedir. Tüm kanunun ruhu, her bir maddeye ve düşünülen gerekçeye nüfuz etmelidir. Onların HAKLARININ var olduğunu kabul ederek, kanun değişikliğini ele almamız, tüm kanunu bu bakış açısı ile kabul etmemiz gerekir. Aslında, bu değişiklik hayvan hakları konusunda reform niteliğindeki “zihniyet değişikliğinin” de ilk adımı olacaktır. Zaten 15 Ekim 1978 tarihine Paris’te UNESCO binasında kabul edilen beyannanme, EVRENSEL HAYVAN HAKLARI BEYANNAMESİ’dir. Tabii ki burada bahsedilen hak , insanların sahip olmuş olduğu hak ve fiil ehliyetine yaklaşan ya da onunla eşit olan bir hak değildir. Ancak hayvanların eşya ya da mal olarak kabul edilmediği tüm uluslararası literatürde ve doktrinde büyük çoğunlukla kabul edilmektedir. Tüm hayvanların haklarının var olduğunun kabul edilmesi ile kanunu uygulayacak olan merciiler de olaya haklar açısından yaklaşacak ve “hukuken zedelenen bir hakkın korunması” bakış açısı ile, kanun, yorumlanacaktır. Unutulmaması gereken husus; burada savunulan hakkın, bir kısım hayvan severlerin hakkının değil, hayvanların hakkı olduğudur. Alman Medeni Kanununun 90. maddesine de eklendiği ve kabul edildiği üzere, “hayvanlar bir eşya ya da mal değildir.” Hatta bu kanun ile, hayvan severlere karşı bile hayvanların haklarının savunulacağı esası kabul edilmelidir. 5199 sayılı yasa değişmeli ! | |
HAYTAP |
Herkese Merhaba !
Ben Noya.. çok mutluyum hem de çok..çok iyi bir ailem var,bana çok iyi bakıyorlar,beni çok seviyorlar..
Biliyorum..
Sadece yüreğimin bir köşesinde,eskilerden,çok eskilerden gelen bir burukluk var..
Benim yaşamam için çok büyük çabalar sarfedilmiş,yüzde beş şansı var,buna kendinizi hazırlayın denmiş.Nerden mi biliyorum?
İsmet annem var benim(o bana hala Bambam der)..o anlattı.O anlattıkça hatırladım yaşadıklarımı. Bir parkta yaşıyorduk biz.Biz derken ben,sekiz kardeşim ve annem..güzel annem…
İsmet annem,bize sürekli yemekler getiriyordu.Çevrede bize iyi davranan insanlar da vardı.Kardeşlerimle oyunlar oynadığımızı hatırlıyorum..parkın altını üstüne getiriyorduk.O oyunlar sırasında üç kardeşim çukurun içine düştüler,annem epey uğraştı onları çıkarmak için ,ama başaramadı.Onların yanına çukura inmeye karar verdi. Biz dışarıdaydık, korkudan olduğumuz yere sindik.Hava karardı ,etrafımızdan insanlar gelip geçiyordu.Annem çukurun içinde ağlıyordu,biz dışarıda.Yapabileceğimiz hiçbir şey yoktu.Çaresiz bekledik.Hava aydınlandığında uzaktan ismet annemi gördüm.Etrafda ki insanlara birşeyler anlatıyordu, yanında iki gençle çukura yöneldiğinde “heyyo” diye bir çığlık attım.Hep birlikte kardeşlerimi ve annemi çıkardılar o derin çukurdan.sevinç gözyaşlarına boğuldum.yine hep beraberdik.Annem bizi etrafına toplayıp, dikkat etmemiz gerekenler konusunda uyardı bizi,güzel annem. Yaşamı tanıyordu. Sürekli sokaklarda yaşadığı için insanları kendince guruplara ayırmıştı.Sarhoşu ,psikopatı var.Ha..!bir de çocuklara dikkat edin onlara fazla yaklaşmayın derdi.
Nerde kalmıştım yaf..ıııı?..tamam
Neyse
Tekrar yaşadığımız yere döndük.Yine eskisi gibi beraberdik ve mutluyduk.Karnımız doyuruyor,sevgi görüyorduk.İsmet annem her gelişinde “yavrularım benim,hepinizin iyi bir ailesi olması için çalışıyorum” derdi..bir gün anlattı bize aile ne demek;aile güven duymak demek,sevgi demek,paylaşmak demek,yalnız,bir başına ve aç olmamak demek. Bir kaç gün içerisinde üç kardeşim gitti.Çok üzüldüm,ağladım.. Sonra anladım ki onların artık sıcak bir yuvaları,birer sahiplenenleri vardı,yani güvendeydiler.Tabii ister istemez biz geride kalan kardeşler de birilerini beklemeye başaladık.her geçene sevgiyle baktık.Kimisi sevdi,kimisi sevmedi.Artık ayırt edebiliyordum insanların bakışlarından .Yaklaşmalı mı yaklaşmamalı mı,biliyordum…
O gün ne oldu…?
Evet yağmur yağmaya başladı,biz yine oyun oynuyorduk..annem sürekli yanına gitmemiz için bağırıyordu bize..sonra..sonrası çok bulanık ..üzerimde bir ağırlık vardı sanki,patilerimi oynatamıyordum.Bir yığın insan yüzü gördüm tepemde .Hepsi bana bakıp konuşuyorlardı..ben havlamak istiyorum diye düşündüm en son..
Bir ses duydum ,tanıdık bir ses.Çok yakın ama bir o kadar da uzak..bir ses
-arabası olan yok mu?
-bir taksi çağırın..
çığlık çığlığa bir ses..
Bir de kalabalığın ,o iç karatan,karamsar sesi
-yok boşuna uğraşıyor
-Köpek ölmek üzere canım..
-Homur homur…..homur.
Gözlerimi açtığımda İsmet annemin,yanında genç bir adamla bana kocaman gözlerle baktıklarını hatırlıyorum.İyileştin Bambam iyileştin diye çığlıklar atıyorlardı. Anlamadım ki ben..nası yanii?
İsmet annem anlattı sonra bana,ölüyormuşum ben.İsmet annem beni veterinere zamanında getirmeseymiş,melek olacakmışım..O genç adam da veterinermiş.O yüzden ben veterinerleri de çok severim..Zaten ismet annem gitti.Ben veterinerde kaldım üç gün.çok iyi vakit geçirdik dersem yalan olur…sürekli iğne batırıp,ilaçlar veriyordu bana.Ama yine de sevdim o ağbiyi de..
İsmet annemin bana bir aile aradığını biliyordum,umutsuzluğunu da biliyordum.Çünkü insanlar,bir köpek alacakları zaman ,cins köpek olsun istiyorlarmış..ne demekse??
Cinslikse cinslik bende cinsim…
Ha ben sokak köpeğiymişim yaf..olsun ben,beni sevenleri,o cins köpeklerden daha çok severim,daha çok korurum..bir bilseler..
Bana bir aile bulundu sonunda….
Günü gelince yola çıktık,ismet annemle tekrar görüşmek üzere sözleştik..uzunca bir yol gittik.arabadan indiğimde bana ışıl ışıl bakan bir çift göz gördüm.
Anladım beni sevecek insanlardandı.Beni koruyacak,sahiplenecek ,karnımı doyuracaktı.Benim bir ailem olacaktı..Bu günü çok hayal ettim,çok istedim.İsteyince olurmuş derler..
İlknur annem,benim herşeyim o.