onlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
onlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.5.09

DATVİ İÇİN EN İYİSİ HANGİSİ ?

Image

Datvi'ye 'babalık' yapan Cemal Gülas, "Barınakta ayılara antidepresan veriyorlar. Onu doğaya salsınlar" diyor. Prof. Nilüfer Aytuğ: Datvi artık doğaya geri dönemez KARACABEY Ovakorusu Ayı Barınağı'na 7 ay önce Rize’den getirilen yavru ayı Datvi’ye gereken özenin gösterilmediğini öne süren ve rehabilite edildikten sonra doğaya salınması gerektiğini savunan doğa fotoğrafçısı Cemal Gülas'ın

buradaki hayvanların kobay kullanıldığı iddiasına yanıt geldi. Barınak sorumlusu sorumlusu ve Almanya Hayvanları Koruma Derneği'nin Türkiye temsilcisi Prof. Dr. Nilüfer Aytuğ, “Gerçekleri merak edenler Karacabey’e gelsin. Datvi doğaya geri dönemez, bu ayının doğaya geri dönüşünü engelleyen kişi veya kişiler de onunla çok fazla iç içe uzun süre yaşayanlardır” dedi.

Doğa fotoğraçısı Cemal Gülas, şunları söyledi: “Davi ile 7 ay 24 gündür ayrıyız. O beni bırakmazdı ama ben onu bırakmış oldum. ‘Yanlış, yanlışla düzeltilmez’ bunu da biliyorum, yasal düzenlemelerle gerekenin yapılabileceğine inanmak istiyorum, ama yapılmazsa. İtiraf ediyorum işte, aklımdan Datvi'yi o hapishaneden kaçırmak geçiyor.

Image


Bu arada, oranın bir Alman vakfın himayesinde olduğunu belirtmeliyim. Bu vakıflar da kırk ceviz görmeden bir taş atmazlar. Ben orada o hayvanlara bir dizi testler yapıldığını düşünüyorum. Çünkü ayılarla insanların sindirim sistemi aynı, bir sürü ilaç deniyor olabilirler. Tüm bunları düşününce de, ‘Kaç oğlum’ demediğim için pişmanlık duyuyorum, içimden ‘Affet beni Datvi’ diyorum.”

‘YARGIYA BAŞVURSUNLAR’

Gülas'ın bu iddialarına Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Bölüm Başkanı olan ve aynı zamanda ProAnimale adlı Almanya Hayvanları Koruma Derneği'nin Türkiye temsilciliğini yapan, Karacabey Ovakorusu Ayı Barınağı'nın sorumlusu Prof. Dr. Nilüfer Aytuğ yanıt verdi. Prof. Dr. Aytuğ, 6 yıldır Orman Bakanlığı ile birlikte sorumluluğunu temsilcisi olduğu Alman derneğiyle birlikte üstlendikleri 60 ayının bulunduğu barınakta, ayılara sedatif (sakinleştirici) verildiği, Datvi ve diğer ayıların kafeslerde tutulduğu yönündeki iddiların asılsız olduğunu söyledi.


Image


Datvi’nin Rize’den getirilip 26 Kasım 2007’de Karacabey Ovakorusu Ayı Barınağı’na konulduğunu belirten Prof. Dr. Aytuğ, hayvanlara sedatif verildiği iddasında bulunan kişilerin, derhal yargıya müracat etmesi gerektiğini vurguladı. Ayılar üzerinde deney yapıldığı idialarının da asılsız olduğunu belirten Prof. Dr. Aytuğ, kan örnekleri alınması konusunda her türlü yardımı yapmaya hazır olduklarını ve bu konuda merakı olan herkesi Karacabey’e davet ettiğini söyledi. Prof. Dr. Nilüfer Aytuğ sedatif iddiaları ile ilgili şunları söyledi:

“Röportajı okudum, beni en çok ilgilendiren ayılara sedatif verilmesiyle ilgili kısmıydı. Ayılara sedatif falan vermiyoruz. Kaldı ki verip vermediğimizi görüp sadece ordaki ortamı görerek bile bunu anlayabilirler. Bunun dışında ben daha öncede belirttim, ayılara sedatif verildiğini ya da bir takım deneyler yapıldığını düşünüyorlarsa eğer, lütfen yargıya müracat etsinler. Gelsinler iç alana girip kan alamayacaklardır, biz bu kanuda onlara yardımcı oluruz. İstedikleri laboratuvara hayvanların kanlarını göndersinler, bahsettikleri sedatiflerin verilip verilmediği konusunu lütfen kesinleştirsinler.”

‘DATVİ 25 BİN METREKARELİK ALANDA’

Prof. Dr. Nilüfer Aytuğ, ayı Datvi’nin kafeste tutulmasının söz konusu olmadığını da belirtti. Bütün vahşi hayvanların kafeste taşınması gerektiğini, onun dışında kendisinin çalıştığı yerlerde kafeste hayvan tutulmadığını kaydeden Prof. Dr. Aytuğ, “Datvi şu an 25 bin metrekarelik bir alanda yaşıyor, geldiğinden beri hiç kafeste yaşamadı. Bütün vahşi hayvanlar kafeste taşınırlar, ama onun dışında benim çalıştığım vahşi hayvanların hiç birisi kafeste barındırılmıyor. Bunu da Karacabey’e arzu eden herkes gelip görebilir. Aslında çok uzakta değiliz yani, İstanbul’a yakınız. Merak edenler buyursunlar gelsinler” dedi. ‘DATVİ DOĞAYA DÖNEMEZ’ Datvi’nin doğaya dönmesinin mümkün olmadığını belirten Prof. Dr. Nilüfer Aytuğ, bu konuda durum bildirgesinin oluşturulup taraflara sunulduğunu açıkladı. Prof. Dr. Aytuğ, şunları söyledi: “Aslında Datvi’nin doğaya dönüp dönemeyeceği konusunda durum bildirgesi oluşturuldu. Benim de içinde bulunduğum bir gurup tarafından bu görüşüldü ve bu durum bildirgesi ilgili olan taraflara ilan edildi. Bana sorarsanız Datvi doğaya geri dönemez. Datvi’nin doğaya geri dönüşünü engelleyen kişi veya kişiler de onunla çok fazla iç içe olarak uzun süre yaşayanlardır. Kaldı ki elimizdeki video kayıtlarında da mevcut bir kişi değil, Datvi ile çok kişi ilgilendi, bakımını çok kişi üstlendi. Lütfen rica ediyorum gerçekleri merak edenler Karacabey’e gelsinler.”


Image

Haytap

18.4.09

Bir çift göz...

Sanki bütün dünya,üzerime geliyor yine.Çığlıklar atarak uzaklaşmak istiyorum,bu küçük kasabadan.Artık beni korkutmayan,sadece uykularımdan uyandıran,sıradanlaşmış karabasanlarım var.Ne bir şeye sevinebilirim,ne de üzülebilirim.Yine şaşırabilmek isterdim bir şeylere,doyasıya kahkaha atmak ya da çılgınlar gibi bağıra çağıra ağlayabilmek..
Tek yapabildiğim bitkin düşünceye kadar yürümek...
Günlerdir yürüyorum bu yolları.Yolun sonu hep aynı .Sert,acımasız dalgaların olduğu bu kayalıklar.Bu hırçın denizin kayalara vurduğu gibi vurmak istiyorum kendime,söz dinlemeyen ruhuma.
Evet yine burdayım.Çocukluğumu düşünüyorum,gençliğimi bir de..hiç bir şey düşündüğüm gibi olmamış,ben bile...nasıl değiştiğimi,hayatımda ki kırılma noktasının ne olduğunu soruyorum kendime.cevap bile veremiyorum..Bu ben miyim....
benim...kim olacak,bu sonu ben hazırladım.Bir de bunu bile bile yaptım,iyi mi...!!!
"ne yaşıyorsam istediğim için yaşıyorum,elbette ki sonuçlarına da ben katlanacağım,bıdı bıdı,vs"
günlüğüme bir not düşmüştüm,çok eskiden;yaşamımda bir çok şeye karar veremedim,çoğu şey benim dışımda gelişti.Ama son kararı veren ben olacağım...gitme vakti geldiyse eğer,ben gideceğim...O zamanlar,yani bu notu düştükten sonra,geriye dönüp okuduğumda çok büyük bir laf ettiğimi düşünüp gülmüştüm kendime..
Ama şimdi gitme vaktidir..Bu gün son..
.......................???????
bir ses duydum,bir köpek inlemesi,çıldırmış yağmur,göz gözü görmüyor.Onu buldum.İki kayanın arasına sığınmış küçük kapkara bir köpek bu..yapayalnız kimsesiz,benim gibi..onu kucakladım,sürüne sürüne geldiğim yollardan koşar adımlarla eve döndük..ona sıcacık bir banyo hazırladım,kemiklerinin çıkardığı ses azaldı,çok üşümüştü.Birlikte çatlayıncaya kadar yemek yedik.sıcacık sobamızın karşısında yıllar geçti.O bir çift göz benim yaşam sebebim oldu..Anladım ki herşey ben demek değil,anladım ki geçmiş omuzlarda taşınamayacak kadar ağır.Hepsini attım..

Bu yaşanmış gerçek bir hikaye,bana düşense sadece yazıya aktarmak..

12.4.09

Onlar Herşeyin Farkında!!!/Alıntı..

Panik halinde ölen hayvanların rengi griye yakın bir renge bürünüyor. Hemcinsleri yanlarında ölürken onlar da aynı acıyı hissediyorlar. Onlar her şeyin farkında aslında.
Haytap
haberin devamı

13.1.09

Zeytin ve Şero


Ayvalıklı zeytin ile arkadası şero

2.12.08

Anneler,anneler.../Bekir coşkun

BİR kedi annenin uzaklaşan yavrusunu yanına çağırmasıyla, bizim annelerimizin camdan başını sokağa uzatıp yavrusunu çağırması arasında hiçbir fark yoktur.
Aynı endişeli sestir o.
Aynı korku, aynı evham, aynı tedirginlik.
Atın yavrusunu temizlerken burnuyla onu düzgün tutup arada bir çıkardığı seslerle, annelerimizin kızıyormuş gibi yapıp çocuklarına "Dur biraz... Bak tertemiz olacaksın..." demeleri...
Farksızdır.
Yuvasına kadar getirdiği yiyecekleri yavrusunun ağzına koyan kuşları gördünüz mü hiç?
Önlüğünü takıp da bebeğinin ağzına küçük kaşıkla mamasını veren annelerle aynıdır.
Her iki bebek de kafalarını uzatıp gagalarını açarlar.
Her iki anne de özenli, mutlu, huzurludur.
(.......)
Önceki gün bizim evin bahçesinde erkek ve dişi serçe, duvarın çatlağında geçen seneden kalma kuru otları çekiştirip duruyorlardı.
Andree, "Kuru ot yerler mi?" diye sordu.
Ona "Hayır... Bu ikisi bebek yapacaklar, yuvaları için kuru ot lazım. Şu anda yaptıkları mobilya almak gibi diyelim" dedim.

Ya da yavrusuna beşik hazırlamak gibi...
Yumuşak, sağlıklı, onu içinde büyütebileceği bir yatak...
Tıpkı annelerimiz gibi.
(.......)
Siz hiç yavrularına yiyecek arayan bir anne köpek gördünüz mü?..
Çöplükten bulduğu bir parça yiyeceği, kendisi aç olsa bile yemeden yavrularına koşa koşa götüren... Bebeklerinin yiyeceği elinden alınacak diye korkulu gözlerle etrafa baka baka...
Tıpkı yaşam savaşı içinde, çırpınan, çabalayan, kazanmak ve yetiştirmek isteyen annelerimiz gibi...
*
Bugün Anneler Günü.
Bütün anneler aynıdır.
Sevgiler aynı, şefkatler aynı, okşayışlar aynı, korku ve endişeler aynı, yavruları ellerinden alındığında çığlıkları aynı.
Özenleri de, sevinçleri de, yürekleri yandığında ağıtları da aynıdır annelerin, unutmamalısınız.
Bugün Anneler Günü.
Aynıdır anneler.
Bekir Coşkun
haytap

21.11.08

Anneee diyom....

-Ya tamam abicim de,senden çok korkuyorum be..korkutuyorsun çoğu zaman.sonra da gel oyun oynayalım diyorsun.
-Korkmamayı öğrenemedin sende abicim benim suçum ne ki?
-e hırlıyorsun bana
-ehehehe sen duyamıyorsun ki salak.
-duymasam da anlıyorum abicim şimdi olduğum gibi..Hem sen biliyor musun,kızgın olduğunda suratının aldığı şekli.Senden annem bile korkuyor bazen.Şu salak lafını da sana iade ederim tamam mı..!!!
-bak ufaklık şansını zorluyorsun gene..gelmeyeyim yanına.
-aman çok korktum..
-ulen daha demin diyordun ya korkuyorum diye..
-kim diyordu..?
-........!!!?????
bak çocum..bir saattir ne konuşuyoruz burda..?
- bilmem ne konuşuyoruz..???
-.......!!!!????
-anneeee..fotoğraf çekcem diye uğraşıyosun sen ama bu adam burda harcayacak lan beni...annee diyom kime diyom..
-Anneeeeeee..............

30.10.08

"Hadi ye oğluşum..."

Bu sayfa da Bobo hakkında çok şey yazdım çizdim.Bunların çoğu Bobo'nun yaramazlıkları,huysuzlukları üzerine.Hatta yeri geldiğinde agresif ve söz dinlemez olduğundan bile bahsettim.Bu gece Bobo'nun bana yaşattığı şey bir kere daha hatırlattı ki,benim köpüşüm iyi kalpli bir köpüş,iyi huylu.Ve bir kere daha anladım ki hangi durumlar da sözümüzü dinlemesi gerektiğini ya da gerekmediğini bilebilen bir köpüş.
Herzaman ki gibi bir akşam geçiriyorduk.Bizim obez olma yönünde ilerleyen kediciğimiz,bütün kediler de olduğu gibi,mamasını bir kere de bitirmiyor.Bir tabak yemeğini bütün akşama hatta sabaha bile yayıyor, gidip gelip yiyor.Bobo'muz da sürekli takipte kedinin tabağını yerde yakalasam da yesem derdinde.Bizim görevimiz kedi geldiğinde tabağını yere koymak,gittiğinde de yukarı bir yere kaldırmak.İşte bu trafik içersinde kedişin tabağından bir parça yere düşmüş.Bobo bir telaş oturduğumuz odaya girdi.Onun bakışından anladığım,normalin dışı bişeyler olduğuydu.Neyse bir süre daha geçtikten sonra Bobo odaya ağzında küçük bir tavuk parçasıyla,gözlerimin ta içine bakarak girdi.Tavuğu tam önümde yere attı ve beklemeye başladı.O şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.bişey diyordu ama ne?.Bir süre sonra anladım..."Tamam oğluşum hadi ye" dedim.Daha cümlemi bitirmeden tavuk parçası midesine inmişti bile..inanamadım.Oğluşum söz dinlemiyor demiyeceğim bundan böyle.yok haksızlık etmeyeceğim..

28.10.08

NEFES için hep beraber

sevgili arkadaşlar
karabüklü kız bu sene 3 ay önce ankaraya nakledildi
trafik kazası geçirdiği düşünülerek ve Ankara'da klinik tedavisini başlandı. Karnında bebekleri varmış, ölmüşler. Alındı bebekleri, daha sonra ondan haber alamadık. Çünkü uyutulsun uyutulmasın tartışmalarına yol açılması istenmemiş.
2 gün önce bizim kapıda gece 2 de boynu kesilen paşam oğlanı hastaneye götürdğümüzde baktım ki karabüklü kız orada yatıyor. Ve hastane artık yapılacak bir tıbbi müdahele yok diyerek onu taburcu etmek istiyor.
2 ay boyunca yerde battaniye üstünde yatmaktan (ne kadar bakılsada sonuçta hastane ortamında tek başına) yatak yaraları açılmış. Çok derin yaraları var ve içlerinden kanlı sıvı akıyor.
Biir deri bir kemik kalmış..
Bütün kemikleri ağrıyor..
Biirebir ilgilenememiş insanlar.. Dün gidip eşimle onu evimize aldık.
Pofuduk güzel bir yatak ve tertemiz bir oda hazırladık.
Fakat bizim zaten evimizde 2 sakat köpeğimiz var. Onlarla bir sene mücadele ettik ve sakat da olsalar yürüyorlar.
2 aydan fazladır 7 bebeğimiz vardı. Onların aşılarını yaptırdık ve 5i yuva buldu, 2 bebeğimiz kaldı.
Boynu kesilen oğlum paşamı hastaneye yatırdık.10-15 gün tedavi görecek. Antibiyotik verilmeye başlandı ve iyileşince kesikleri dikilecek.
Ve karabüklü nefes kız..
nefesin çok malzemeye ihtiyacı var.
lütfen ona yardım eli uzatın

-amerikadan gelen ilaçlar, çok ihtiyacımız var.
tarnsfer factor
balık yağı
değer homeopatik ilaçlar
-hasta bezi (yere düz serilenlerden yatağına sermek için)
-havlu peçete
-hasta sil ıslak mendili
protein ağırlıklı beslenecek .
kuru mama kullanılmayacak
tavuk et ciğer süt peynir gibi besinlerle güçlü beslenecek.
hergün masaj yapılacak saf alkollü ılık su ile.

en acil ihtiyaçlarımızın içinde
lütfen ona yardım eli uzatın o hepimizin canı
gülay yoleri

* gyoleri@mynet.com

* 0532 665 61 04

* kargolarınız için

Gülay Yoleri
Vedat Dalokay cad
Aşıkpaşa mah
Sinan apt 65/4
Gaziosmanpaşa Ankara

12.10.08

Şimdi iyiyim...

Adım adım yürüdüm bu küçük şehrin,bu taşlarla döşenmiş sokaklarını.Geçmiş omuzlarımda olanca ağırlığıyla..Amaçsız dolaştım bir süre.Ayaklarım beni nereye götürecek merak ettim.Aklımda bir yığın soru işareti...Denizi görmek istedim,belki bir kaç martı...Şansım varsa, bir gün batımına denk gelirim dedim kendi kendime.Belki kendime gelirim,kendi kendime..
Koşarcasına yürüdüm...Yürüdüm...
Durdum...
Ben bu şehri,bu şehrin kedilerini seviyorum.Olduğum yere çöktüm.İşte tam burda,olduğum yerde kalakaldım.Kendime geldim.Kendi kendime...

9.10.08

Bir kedi'nin düşündükleri

Bu gün de yalnızım..
bir kedi daha olsaydı oynasaydım doyasıya..koşsaydım.Canım dışarıya çıkmak istemiyor bugün de.Sokakta ki kediler oynamayı bilmiyorlar.Ben onlarla oynamaya çalıştıkça, kaçıyorlar benden korkuyorlar...evet biraz iriyim..ama ben küçüğüm yav..Bobo şu sıralar biraz agresif.Nedenini bilmiyorum..kızıp duruyor bana..kötü kötü bakıyor korkuyorum.Sanki fındık gittikten sonra değişti .Onunla iyi anlaşmışlardı.onu sevmişti..beni sevmiyor..of çok yalnızım.
Evet ben bir kediyim,yalnız bir kedi..şanslıyım şanslı olmasına.ama işte kötü hissediyorum bazen...dün yağmur yağdı bütün kediler kaçıştılar sağa sola,sığınacak bir yer aradılar.Ben sıcacık evime girdim,kurtuldum ıslanmaktan.Hayır, evde bobo olmasa alacağım üçünü beşini eve onlar rahat edecek ben de üzülmeyeceğim.Ama bobo bahçede bir kedi gördüğü zaman deliye dönüyor..
İnanırmısınız bazen,sırf öteki kedilerle birlikte oturmak için,onlarla beraber yemek yiyormuş ayaklarına yatıyorum.O zaman onlar gibi düşünebiliyorum..ya ben de çok aç kalsaydım veya korktuğumda,üşüdüğümde sığınacağım bir ev olamasaydı,ne yapardım..düşünebiliyorum ama tam olarak bilmiyorum..Hiç öyle hissetmedim ki kendimi..( bobo'nun sinirleri bozuk olduğu zamanların haricinde..:))
Off ne yapsam..en iyisi gidip biraz kurumama indireyim mideye,belki iyi gelir..

8.10.08

haytap


Hayvanlara yapılan kötü muamele ve cezaların etkisiz kalması nedeniyle, toplum vicdanın bu yasanın çıktığı zamandan beri yaralandığı bir gerçektir. Mevcut 5199 sayılı yasanın hükümleri etkisiz kalmıştır. Kanunun, her şeyden önce adının değiştirilmesi gerekmektedir. Çünkü, asıl olan, tüm canlıların, hukuken “haklarının” olduğunu kabul etmektir. Hak, hukuk düzeni tarafından korunan menfaat demektir. Bu çalışma ve kanun teklifi ile onların haklarının güvence altına alınması ve yasanın özellikle KABAHATLER HUKUKU kapsamından çıkması amaçlanmaktadır.

Yasanın özü savunmasız tüm canlıların doğasından kaynaklanan yaşamsal, bedensel ve özgürlük haklarının korunarak yasal teminat altına alınmasıdır. Bu sebeple yasanın adındaki koruma ifadesinin korunması, yasanın adına hayvan hakları ifadesi eklenmesi yasanın tüm ruhunu yansıtacak bir ada sahip olmasını sağlayacaktır.

Öncelikle hayvanların yaşam hakları yasada kendisini bulmalı , bu hakkı tanımlaması ve yasanın adının da “Hayvan Haklarını Koruma Kanunu” şeklinde yeniden düzenlenmelidir Hak olmadan hukukun tesis edilmesinin imkânsızlığı göz önüne alındığında asıl olanın tüm canlıların yaşamdan kaynaklanan doğal hakları olduğunun da kabul edilmesi gerçeğidir. Dolayısıyla Hayvanları Koruma Kanununun isminin, “Hayvan Haklarını KanunU” olarak değiştirilmesi gerekmektedir. Tüm kanunun ruhu, her bir maddeye ve düşünülen gerekçeye nüfuz etmelidir. Onların HAKLARININ var olduğunu kabul ederek, kanun değişikliğini ele almamız, tüm kanunu bu bakış açısı ile kabul etmemiz gerekir. Aslında, bu değişiklik hayvan hakları konusunda reform niteliğindeki “zihniyet değişikliğinin” de ilk adımı olacaktır. Zaten 15 Ekim 1978 tarihine Paris’te UNESCO binasında kabul edilen beyannanme, EVRENSEL HAYVAN HAKLARI BEYANNAMESİ’dir.

Tabii ki burada bahsedilen hak , insanların sahip olmuş olduğu hak ve fiil ehliyetine yaklaşan ya da onunla eşit olan bir hak değildir. Ancak hayvanların eşya ya da mal olarak kabul edilmediği tüm uluslararası literatürde ve doktrinde büyük çoğunlukla kabul edilmektedir.

Tüm hayvanların haklarının var olduğunun kabul edilmesi ile kanunu uygulayacak olan merciiler de olaya haklar açısından yaklaşacak ve “hukuken zedelenen bir hakkın korunması” bakış açısı ile, kanun, yorumlanacaktır.

Unutulmaması gereken husus; burada savunulan hakkın, bir kısım hayvan severlerin hakkının değil, hayvanların hakkı olduğudur. Alman Medeni Kanununun 90. maddesine de eklendiği ve kabul edildiği üzere, “hayvanlar bir eşya ya da mal değildir.”

Hatta bu kanun ile, hayvan severlere karşı bile hayvanların haklarının savunulacağı esası kabul edilmelidir.

5199 sayılı yasa değişmeli !


HAYTAP
HAYVAN HAKLARI FEDERASYONU

2.10.08

rehavet..

Son günlerde bizimkiler bir tuhaf. Mevsim geçişinden olsa gerek.Akşamdan sabaha,sabahtan akşama uyumaktalar .Bobo bir iki havlamaya çıkıyor bahçeye.Bulut'unda ondan aşağı kalır yanı yok sadece ihtiyaç gidermeye çıkıyor.Anlamış değilim evde bir rehavet havası esmekte.Ne o eski oyunlar kaldı ne de sevgi gösterileri..Sadece akşam yemek saatlerinde biraz hareketleniyorlar.O da yemek kuyruğunda..Ne diyeyim bilmiyorum.Bende dışarıda ki kedi ve köpeklerden medet umuyorum.Çıkıp onlarla oynuyorum.bakarmısınız hallerine...Aşkolsun bobo senin gibi akbaşlar çiftliklerde koyun otlatıyorlar,göz kulak
oluyorlar.Yani ağır işçiler onlar...bir de kendine bak.Bütün kış böyle mi geçecek acaba...


29.9.08

Duyuru..

artık bu sayfa da iki kişiyiz.Acethefloydian ve ben.

17.9.08

...

Yakın bir arkadaşım var.Bütün hayatını bu güzelliklere veren birisi.nerde çok küçük,yaşlı,hasta hayvan varsa,alır evinde iyileştirir,bakar,çok sever.Sonra da onları çok sevebilecek,iyi bakacak insanlara verir.Yaşaması imkansız denilen,küçücük bir köpek bulmuştu.Biberonlarla besledi,iki saatte bir mamalarını verdi,tedavisini yaptırdı,en son onu yurtdışında bir aileye verdi.büyüdükçe fotoğraflarını yolladılar ona..muhteşem bir köpek oldu.Sağlıklı,güçlü ve sevgi dolu.bu fotoğrafta ki güzellerin de artık bir aileleri var.