bekir coşkun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bekir coşkun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27.4.09

Başkan,kediyi okşadığında../Bekir Coşkun

ABD Başkanı'nın kediyi okşaması sadece bize tuhaf geldi...

Oysa orada duran insanlara selam vermek gibi... Bir güzel manzaraya durup bakmak gibi... Yolun üzerindeki bir çiçeği koklamak gibi... Altından geçilen bir ağacın yapraklarına dokunmak gibi doğal bir şeydi bu.

Ama biz hic gormemistik...

Bir devler adaminin kedi oksamasi karsinda, medya olarak "Kosun..." dedik :

"Kosun, Baskan kediyi oksadi..."

Muhabirler heyecanla bildirdiler :

"Baskan kediyi oksadi..."

Editorler inanamadilar :

"Kediyi bayaa oksadi mi yani?..."

"Evet"

"Kedinin adi ne?..."

"Gli..."

Tuhaf birseydi bu bizim icin; bir devler adaminin hayvani sevmesi, ustelik bunu goren bizim devlet adamimizin

da yani seyi yapmasi...

*

Genelde bizimkilerin bu tur gezilerinde onlerine koyun getirirler. Yemek icin...

Ve devlet adami koyuna oyle bakar...

Bunun onlarda neyi cagristirdiginin iyi bilirim ben; etli pilavi...

Kimi zaman da inek, ya da deve getirirler oraya.

Ama hicbir zaman soyle bir haber okumadiniz :

"Cumhurbaskani inegi oksadi..."

Ya da

"Basbakan deveyi gorunce sevdi..."

Boyle olmaz cunku...Soyle olur :

" Iki inek, otuz koyun, bir deve kesildi..."

*

Bizler; her gece sokaklarinda zehirli yiyecekler atilarak, kedilerin-kopeklerin vahsice olduruldugu bir ulkenin

insanlariyiz...

Oldurulmus annesini emmek isteyen bebekleri, cansiz yavrularini terk etmek istemeyen seyrede seyrede

yasariz...

Karsiliksiz sevgilere hasretiz...

Bir devlet adaminin kediyi oksamasi bu yuzden buyuk bir haberdir bizde...

Nasil sevindik...Nasil sevindik bilemezsiniz...

Baskan, kediyi oksamisti...

Haytap

2.12.08

Anneler,anneler.../Bekir coşkun

BİR kedi annenin uzaklaşan yavrusunu yanına çağırmasıyla, bizim annelerimizin camdan başını sokağa uzatıp yavrusunu çağırması arasında hiçbir fark yoktur.
Aynı endişeli sestir o.
Aynı korku, aynı evham, aynı tedirginlik.
Atın yavrusunu temizlerken burnuyla onu düzgün tutup arada bir çıkardığı seslerle, annelerimizin kızıyormuş gibi yapıp çocuklarına "Dur biraz... Bak tertemiz olacaksın..." demeleri...
Farksızdır.
Yuvasına kadar getirdiği yiyecekleri yavrusunun ağzına koyan kuşları gördünüz mü hiç?
Önlüğünü takıp da bebeğinin ağzına küçük kaşıkla mamasını veren annelerle aynıdır.
Her iki bebek de kafalarını uzatıp gagalarını açarlar.
Her iki anne de özenli, mutlu, huzurludur.
(.......)
Önceki gün bizim evin bahçesinde erkek ve dişi serçe, duvarın çatlağında geçen seneden kalma kuru otları çekiştirip duruyorlardı.
Andree, "Kuru ot yerler mi?" diye sordu.
Ona "Hayır... Bu ikisi bebek yapacaklar, yuvaları için kuru ot lazım. Şu anda yaptıkları mobilya almak gibi diyelim" dedim.

Ya da yavrusuna beşik hazırlamak gibi...
Yumuşak, sağlıklı, onu içinde büyütebileceği bir yatak...
Tıpkı annelerimiz gibi.
(.......)
Siz hiç yavrularına yiyecek arayan bir anne köpek gördünüz mü?..
Çöplükten bulduğu bir parça yiyeceği, kendisi aç olsa bile yemeden yavrularına koşa koşa götüren... Bebeklerinin yiyeceği elinden alınacak diye korkulu gözlerle etrafa baka baka...
Tıpkı yaşam savaşı içinde, çırpınan, çabalayan, kazanmak ve yetiştirmek isteyen annelerimiz gibi...
*
Bugün Anneler Günü.
Bütün anneler aynıdır.
Sevgiler aynı, şefkatler aynı, okşayışlar aynı, korku ve endişeler aynı, yavruları ellerinden alındığında çığlıkları aynı.
Özenleri de, sevinçleri de, yürekleri yandığında ağıtları da aynıdır annelerin, unutmamalısınız.
Bugün Anneler Günü.
Aynıdır anneler.
Bekir Coşkun
haytap

7.11.08

Sincabın Oy Hakkı Yok ! - Bekir Coşkun

FARKINDA mısınız; siyasi partilerin dillerinde çevre-doğa yok...
Seçim bildirgelerindeki birkaç göstermelik satır dışında denizler, göller, ırmaklar, ormanlar, yaylalar, sulaklar onları ilgilendirmiyor.

Eğer sincapların oy hakkı olsaydı, "Aziz ve muhterem sincap hemşerilerim..." diye başlayacaklardı.
Ya da "Kıymetli eşek kardeşlerim..." diye.
Ama leyleklerin, turnaların, kedilerin, yunusların, ceylanların oy verme olanağı ne yazık ki bulunmuyor.



* * *
Oysa gelişmiş demokrasilerde siyasi partiler her zaman doğaya ve çevreye ayrı bir önem verirler.
Niçin?..
Çünkü sincabın oy hakkı olmasa da, onu sevenlerin ve onu ağaçlarda görmek isteyenlerin oy hakkı vardır.
Ama asıl önemlisi:
Dili ve oy hakkı olmayanlara önem veren bir siyasi anlayışın, yoksul, savunmasız, güçsüz insanlara hayda hayda sahip çıkacağını bilirler.
Bir zihniyettir bu...
Bir kedinin ya da bir gölün dahi hakkını savunan siyasi zihniyetin yüceliğini, samimiyetini, içtenliğini ayırt eder çağdaş insan...



* * *
Bizde tersine; seçim demek doğa-çevre için felaket demek...
Kentlerin çevresindeki yeşil alanların gecekonduculara peşkeş çekilmesi demek... Denizde ve karada kaçak avlanmaya göz yummak demek...
Ormanların yakılması-açılması demek...
Sokak hayvanlarının itlafı demek...
Köylünün anız yakmasını görmezlikten gelmek demek...
Göllerin ve sulak alanların kurutulup oy karşılığında köylülere dağıtılması demek...

* * *


Bu yüzden de bu demokrasi bizi tüketiyor.
Yavaş yavaş en değerli varlığımız, yaşamımızı borçlu olduğumuz doğayı-çevreyi kaybediyoruz.
İçinde ırmakların da, sincapların da olduğu yaşamın tümünü değil, sadece oy verme hakkı olanları hesaba katan siyasi partilerin samimiyetsizliği... Demokrasinin yağma ve talanla yürümesi...
Dünyamızı, geleceğimizi, bizi bitiriyor.


Hürriyet 08 .07.2007

BEKİR COŞKUN

Haytap