31.8.08

Çıtçıt Hanım

Fındık'a yeni bir isim daha verdim..Çıtçıt,bayan çıtçıt.Hanımefendinin yürürken,koşarken tırnaklarının yere değmesi sonucunda çıkardığı ses..Çok şeker,onunla yaşadıkça sevimliliklerine daha çok şahit oluyoruz.Her gün yeni bir numarasını gösteriyor.Yanlış anlaşılmasın,bu hanımefendinin herhangi bir eğitimi yok.Kendisi tam bir sevgi kelebeği.Daha önceki yazılarda bahsetmiştim;evdeki kedileri kovalamayı pek seviyordu,diş gösterip hırlıyordu ya..artık o köpüşten eser kalmadı,bizim bulut'la alt alta üst üste,birlikte uyumalar falan görmek lazım..Yemeği hazırlanırken arka ayaklarının üzerinde saniyelerce duruyor..Bir gün video çekip buraya ekleyeceğim ki görebilesiniz.Sanki apartman da yetişmiş.bizimle olsun başka bir şey istemiyor,gelip gidip kendisini okşatmaktan,yanaklara öpücükler kondurmaktan hoşlanıyor.Bir şekilde yanımda durmuşsa ve de ben görmemişsem,patisiyle dürtüp"hey baksana ben burdayım,hadi okşa beni "diyor.Bu kadar kısa bir sürede uyum sağlayacağından şüpheliydim doğrusu,ama yanılmak güzel oldu.çıtçıt hanım,bizim çıtçıtımız...

29.8.08

bir kedi yavrusu olsaydım/Bekir Coşkun

Image

BENCE bizler boşu boşuna onlara hayvanları anlatıp duruyoruz, insanlar hayvanları yeterince tanıyorlar aslında.

Koyunun kopyasını çıkartan insanoğlunun zekásı, evinin saçağındaki kuşun yavrularına yiyecek taşırken sahip olduğu anne duygusunun boyutlarını nasıl bilemez?

Ya da önceki gün izledi insanlar:

Almanya’nın Münster Hayvanat Bahçesi’ndeki goril, ölen yavrusunu uyandırmak için onu kucağından bırakmadı, okşadı, sevdi, ağladı... Ertesi gün insanoğluna bir başka haber ulaşıyordu televizyonlardan, gazetelerden:

Avustralya’da Sydney açıklarında bir balina yavrusu, annesi zannettiği bir tekneyi emmek istiyordu. Millerce teknenin altında yol aldı, annesine (!) sokulmak istedi, ona seslendi, karnı acıkınca emmeyi denedi, ama olmadı.

Tüm dünya izledi bunu.

Her gün medyada yayınlanan bu tür haberler-görüntüler, kendi sağlığı söz konusu olunca gözle görülmeyen virüslerin-mikropların dünyasını çözen insanoğluna, bahçesindeki hayvanların da duyguları olduğunu anlatmaya yetmez mi sizce?

Bal gibi yeter...

*

Ama genelde ahlaki değerlerden yoksundur insan.

Merhametsiz...

Sevgisiz...

Ve çıkarcıdır...

Toplumun içinde kalma zorunluluğu, öğretiler, kurallar, yasalar, onu öyle düzgün tutsa da bir kedi yavrusu ile baş başa kaldığında onun gerçek kimliği ortaya çıkar. Fok yavrularının kürkleri için diri diri yüzülmelerinde ya da boğa güreşlerinde, o baskılar ortadan kalktığında, gerçek yüzünü görürsünüz insanın.

Kürk mağazalarına koşarken ya da arenalarda zavallı bir dananın kılıçla delinmesini çılgınca alkışlarken... Böyledir insanoğlu...

Acımasız, merhametsiz, çıkarcı...

*

Çevrenizdeki insanlara iyi bakın.

Savunması olmayan, güçsüz, korunmasız, kimsesiz, dilsiz canlılara merhamet göstermeyenlerden korkmalısınız.

Bir gün sizin gücünüz tükendiğinde, o insanlara muhtaç olduğunuzda, savunmasız kaldığınızda, bir parça kuru ekmeği esirgediği kediden hiç farkınız olmayacaktır.

Bir kedi yavrusu olsaydım...

Size dostlarınızı saysaydım...

24 Ağustos 2008
Bekir COŞKUN

Haytap

21.8.08

veda eder gibi...

Veda eder gibiydin son gece,uzun süre omuzumda mırıldaman bir korku hissettirmişti bana ama bilemezdim...
sanırım gittin sen,bundan sonra sen olmayacaksın.bir zamanlar o çok kızdığım ayak izlerin de olmayacak.biliyorum kaybettim seni..belleğimde kalan,bir kedinin sevgi dolu dokunuşları,sevgiyle bakan gözleridir....güle güle oğlum
yolun senin gibi güzel olsun.

18.8.08

yorumsuz/Handan Demiralp/günlüğümden notlar

Image

Image

Hani ''ne desem boş'' denir ya, işte şimdi oradayız galiba. ''Kediyi merak öldürür'' der bir İngiliz atasözü ancak işbu halde merak ölüme sebep olmasa da hayli ters düşmekte sanırım kaplumbağa Gaudi'nin baştaki ikazlarına:) E tabii devamı da pek yakında gene bu sinemada...

handan demiralp günlüğümden notlar

9.8.08

Bobo-Sabo yılın maçı

Bizim evde ki müthiş derbinin fotoğrafları.


Maç öncesi her iki takımın birbirlerinin taktik antrenmanlarını gizlice izlemek için büyük çabası gözleniyordu.




Sabo gece gündüz rakibinin maç kasetlerini izlerken...















Bobo antrenmanlarını aralıksız sürdürmekteydi.


Maç öncesi her ikisinin de çok gergin olduğunu farkettik.


Maç çok hızlı başladı.




İlk dakikalara bobo'nun şutları ve Sabo'nun müthiş kurtarışları damga vurdu.


Sabo'nun müthiş bir kıç istobunu görüyoruz.

Tam bu sırada yemeklerinin hazır olduğunu gören her iki takım oyuncuları maça ara verdiler. Eğer gönülleri olur da sahaya dönerlerse ikinci yarıyı hep beraber izleyebileceğiz.

7.8.08

Bir fotoğraf...

Bambam

Herkese Merhaba !

Ben Noya.. çok mutluyum hem de çok..çok iyi bir ailem var,bana çok iyi bakıyorlar,beni çok seviyorlar..

Biliyorum..

Sadece yüreğimin bir köşesinde,eskilerden,çok eskilerden gelen bir burukluk var..

Benim yaşamam için çok büyük çabalar sarfedilmiş,yüzde beş şansı var,buna kendinizi hazırlayın denmiş.Nerden mi biliyorum?

İsmet annem var benim(o bana hala Bambam der)..o anlattı.O anlattıkça hatırladım yaşadıklarımı. Bir parkta yaşıyorduk biz.Biz derken ben,sekiz kardeşim ve annem..güzel annem…

İsmet annem,bize sürekli yemekler getiriyordu.Çevrede bize iyi davranan insanlar da vardı.Kardeşlerimle oyunlar oynadığımızı hatırlıyorum..parkın altını üstüne getiriyorduk.O oyunlar sırasında üç kardeşim çukurun içine düştüler,annem epey uğraştı onları çıkarmak için ,ama başaramadı.Onların yanına çukura inmeye karar verdi. Biz dışarıdaydık, korkudan olduğumuz yere sindik.Hava karardı ,etrafımızdan insanlar gelip geçiyordu.Annem çukurun içinde ağlıyordu,biz dışarıda.Yapabileceğimiz hiçbir şey yoktu.Çaresiz bekledik.Hava aydınlandığında uzaktan ismet annemi gördüm.Etrafda ki insanlara birşeyler anlatıyordu, yanında iki gençle çukura yöneldiğinde “heyyo” diye bir çığlık attım.Hep birlikte kardeşlerimi ve annemi çıkardılar o derin çukurdan.sevinç gözyaşlarına boğuldum.yine hep beraberdik.Annem bizi etrafına toplayıp, dikkat etmemiz gerekenler konusunda uyardı bizi,güzel annem. Yaşamı tanıyordu. Sürekli sokaklarda yaşadığı için insanları kendince guruplara ayırmıştı.Sarhoşu ,psikopatı var.Ha..!bir de çocuklara dikkat edin onlara fazla yaklaşmayın derdi.

Nerde kalmıştım yaf..ıııı?..tamam

Neyse

Tekrar yaşadığımız yere döndük.Yine eskisi gibi beraberdik ve mutluyduk.Karnımız doyuruyor,sevgi görüyorduk.İsmet annem her gelişinde “yavrularım benim,hepinizin iyi bir ailesi olması için çalışıyorum” derdi..bir gün anlattı bize aile ne demek;aile güven duymak demek,sevgi demek,paylaşmak demek,yalnız,bir başına ve aç olmamak demek. Bir kaç gün içerisinde üç kardeşim gitti.Çok üzüldüm,ağladım.. Sonra anladım ki onların artık sıcak bir yuvaları,birer sahiplenenleri vardı,yani güvendeydiler.Tabii ister istemez biz geride kalan kardeşler de birilerini beklemeye başaladık.her geçene sevgiyle baktık.Kimisi sevdi,kimisi sevmedi.Artık ayırt edebiliyordum insanların bakışlarından .Yaklaşmalı mı yaklaşmamalı mı,biliyordum…

O gün ne oldu…?

Evet yağmur yağmaya başladı,biz yine oyun oynuyorduk..annem sürekli yanına gitmemiz için bağırıyordu bize..sonra..sonrası çok bulanık ..üzerimde bir ağırlık vardı sanki,patilerimi oynatamıyordum.Bir yığın insan yüzü gördüm tepemde .Hepsi bana bakıp konuşuyorlardı..ben havlamak istiyorum diye düşündüm en son..

Bir ses duydum ,tanıdık bir ses.Çok yakın ama bir o kadar da uzak..bir ses

-arabası olan yok mu?

-bir taksi çağırın..

çığlık çığlığa bir ses..

Bir de kalabalığın ,o iç karatan,karamsar sesi

-yok boşuna uğraşıyor

-Köpek ölmek üzere canım..

-Homur homur…..homur.

Gözlerimi açtığımda İsmet annemin,yanında genç bir adamla bana kocaman gözlerle baktıklarını hatırlıyorum.İyileştin Bambam iyileştin diye çığlıklar atıyorlardı. Anlamadım ki ben..nası yanii?

İsmet annem anlattı sonra bana,ölüyormuşum ben.İsmet annem beni veterinere zamanında getirmeseymiş,melek olacakmışım..O genç adam da veterinermiş.O yüzden ben veterinerleri de çok severim..Zaten ismet annem gitti.Ben veterinerde kaldım üç gün.çok iyi vakit geçirdik dersem yalan olur…sürekli iğne batırıp,ilaçlar veriyordu bana.Ama yine de sevdim o ağbiyi de..

İsmet annemin bana bir aile aradığını biliyordum,umutsuzluğunu da biliyordum.Çünkü insanlar,bir köpek alacakları zaman ,cins köpek olsun istiyorlarmış..ne demekse??

Cinslikse cinslik bende cinsim…

Ha ben sokak köpeğiymişim yaf..olsun ben,beni sevenleri,o cins köpeklerden daha çok severim,daha çok korurum..bir bilseler..

Bana bir aile bulundu sonunda….

Günü gelince yola çıktık,ismet annemle tekrar görüşmek üzere sözleştik..uzunca bir yol gittik.arabadan indiğimde bana ışıl ışıl bakan bir çift göz gördüm.

Anladım beni sevecek insanlardandı.Beni koruyacak,sahiplenecek ,karnımı doyuracaktı.Benim bir ailem olacaktı..Bu günü çok hayal ettim,çok istedim.İsteyince olurmuş derler..

İlknur annem,benim herşeyim o.



Bu yaşananlar, İsmet Şahin'in yaşamından alıntıdır.Çevresinde ki çaresiz bakıma muhtaç,yardım bekleyen hayvanlara el uzatan,onlarla ilgilenen gerçek bir hayvanseverdir.Bu yaşamı, daha yaşanılır kıldığı için,Ona ve isimsiz nice hayvan dostuna teşekkür etmek istiyorum..

5.8.08

yabancı..

Hala şoktayım abicim. Hani bilemiyorum böyle bir şey nasıl anlatılır ama anlatmam lazım.Görevim gereği bahçenin ve de evin her tarafını bilmem lazım.Rutin kontrolleri yapıyorum,güvenlik açıkları var mı,bahçeye yan bakan kediler,insanlar falan.Aşağı yoldan geçen köpek çeteleri.Her şey yolunda görünüyordu.Biraz mola vereyim,gidip bizimkileri öpeyim,biraz sevgi gösteriyim dedim garibanlara(ne de olsa epey kahrımı çekiyorlar benim)pencereden baktım ki ne göreyim içerde annemin yanında yabancı bir adam oturuyor.Atladım pencereden ,kaçırmamak lazım.Abi anlamadım sen kimsin,hangi ara girdin içeriye,nerden girdin,hadi girdin diyelim,hiç mi korkmuyosun benden yahu..kocaman bir köpek var burda herkes de bilir.Elini kolunu sallaya sallaya bu eve giremezsin kardeşim.Neyse atladım içeriye demiştim..bir anda durdum,durdum çünkü;bu koku..bu koku..tanıdık yaf..nasıl olur canım..sıcak mı çarptı ki beni????!!!!..
işte aynen fotoğrafta ki gibi baktım kaldım...
sonra anladım yaf..benim babamın sakalları vardı..ha..artık onlar yok.Bir insan bu kadar mı değişir,kendinden bile şüphe ediyor köpek.
Bi de bana güldüler yaklaşık 45 dakika kadar alay ettiler.Biliyorum,anlamıyorum sanıyor salaklar,neyse çok gücüme gitti.Günü gelir biz güleriz size...??!!!

2.8.08

bizimkiler


Bugün bu ikiliden bahsetmek istiyorum;
geniş sayılabilecek bir bahçeleri var korumaları gereken.Özellikle Bobo bu konuda takıntılıdır.Fındık gelmeden önce,havanın kararmasıyla birlikte Bobo göreve başlardı.bir o köşe ,bir bu köşe koşturup dururdu. Görev başında olduğu için onu geceleri pek göremezdik.Hava almaya çıktığımızda nefes nefese,heyecan içinde bulurduk onu.Irkının özelliği,hareket eden herşeye tepki vermek ne de olsa.bir hareket,bir gürültü olduğu zaman Bobo'yu sakinleştirmek çok zordur gerçekten.Yani paranoyak derecede herşeyden şüphe eder.Arkadaşlarımız,cesaretlerini toplayıp geldikleri zaman,tek sıra halinde denetimden geçtikten sonra oturabilirler,birisi içine sinmezse,onunla uğraşır,huzursuz eder.Neyse gelelim asıl konuya,fındığımız geldikten sonra,Bobo'da bariz bir rahatlama görüyoruz.Örneğin,geceleriFındığı bahçenin bir ucunda nöbet tutarken görüyoruz.aşağıda ki yoldan herhangi biri geçerse Fındık başlıyor bağırmaya,Bobo öbür köşede havlayıp karşılıyor adamı,artık bir uçtan öteki uca koşması gerekmiyor.ikinci bir şey,gecenin ortasında Bobo içeriye giriyor.yatıyor,dolanıyor,bizimle uğraşıyor.Fındık bir şeyden şüphelenip,havlamaya başlayınca koşturarak,soluğu dışarıda alıyor.anladığınız gibi.Görev bölümü yapmışlar keretalar.Bak bak gül,tipler büyük bir dayanışma içindeler.fındık evimize yeni bir nefes,renk oldu..Bir de Sabo gelse daha ne isterim bu hayattan..

1.8.08

Ben bir sokak köpeğiyim../Alıntı

Sadece bir köpek! Sokakta doğdum, bazıları gibi ''cins'' değildim. Hani o pet-shoplarda görüp bayıldığınız, ''Ne sevimli şey'' dediklerinizden olamadım hiç. Onlara gösterdiğiniz sevgi ve anlayışı hak edemedim hiç. Çünkü ben sokaktaydım, ben cins değildim, ben pis ve bakımsızdım.
Ben sadece bir köpeğim. Sokak köpeği!.. Sizlerin tehlikeli bulduklarınızdan, kuduz diye korktuklarınızdan; yanından geçerken çocuklarınızı kollarından çekip "Ay elleme o pis köpeği" dediklerinizden... Kendi korkularınızı herkeslere aşılayıp hedef gösterdiklerinizden... O korkularınız ki bizleri siyanürle zehirleten, pompalı tüfeklerle vurduran... O korkularınız ki bizleri tekmeleten, iten, kakan, demir sopalarla işkence eden... O korkularınız ki 5 yaşında çocuğu bile bize taşla saldırtan... O korkularınız ki 10 yaşındaki çocukların bizleri dövmesine sebep olan ve en acımasızı da siz insanoğlunun çocuklarının bundan zevk almasına, bununla eğlenmesine sebep olan... O çocuklar ki daha 10 yaşında; daha aşkı, sevgiyi, paylaşmayı öğrenmeden önce işkence etmeyi ve bundan zevk almayı öğrenen... O insanoğlu ki kendine hiçbir zararı olmayan hayvanı boynuna tel geçirip boğan...
Bazılarımız bugün pompalı tüfeklerden kurtulmuş, zehirden kurtulmuş, SÖZÜM ONA ''ölüm''den kurtulmuş, belediyelerin barınaklarında yaşıyor... Siz hiç ''ölüm'' kokusunu içinize çeke çeke yaşadınız mı?
Siz hiç sürekli bağıran, can çekişen ırkınızla birlikte kendi dışkınızın içinde yaşadınız mı?
Siz vücudunda kan kalmamış 2 aylık yavru bir köpeğin, damarı bulunamazken çıkarttığı insan yavrusu sesine benzeyen sesi duydunuz mu hiç?
Siz hiç ağlaya ağlaya, bağırsaklarınız düğümlenmiş, vücudunuzun tamamını iltihap kaplamış bir şekilde can çekişerek öldünüz mü?
Hiç sizi bir kafese kapattılar mı sizin gibi 15 tanesinin olduğu?
Ve siz zayıf olduğunuz için bu kafeste saldırıya uğradınız mı, diğerleri tarafından parçalandınız mı?
''Bir tane eksilirse bize daha çok yemek kalır'' diye sizi parçalamaya kalktılar mı?
Biri kolunuzda, biri bacağınızda, diğeri sırtınızda, diğeri boğazınızda, aynı anda 8-10 tanesi üzerinizde ve siz avaz avaz bağırırken insanların bile bir şey yapamadığı oldu mu?
Ve siz bu parçalanma sırasında mücadeleyi bırakıp ''Tamam, artık öldüm'' dediniz mi?..
''Artık öldüm'' diye kendinizi bırakıp, her biri vücudunuzdan bir ısırık alırken öylece yattınız mı?
Üzerinizdeki bu lokmaları etinizden ayırabilmek için üzerinize soğuk su püskürttükleri ve sizin artık bunu bile hissetmediğiniz oldu mu?
Sonra insanlar gelip sizi kanlar içinde, sırılsıklam dışarı çıkardıklarında, tedavi altına aldıklarında ''ölüm şokuna'' girip iyileşmek yerine öldünüz mü?
Boynunuzdaki yaralardan yemek yiyemezken sizi şırıngalarla besleyip yaşatmaya çalıştı mı birkaç iyi insan?
Ya da siz bugün öldünüz ve yarın sahiplendiniz mi?
O hiç gelmeyen sahipler 1 gün geç geldikleri için öldünüz mü?
Hani birileri sizlerden bir şekilde haberdar olduklarında ''Köpeklerin hepsi sokak köpeği mi, cins köpek arıyorduk biz'' diye sordular mı?..
Daha ''golden retriever''i telâffuz edemeyen, ''Ben gold arıyordum aslında'' diyen, pet-shoplara para vermek istemeyen ama illa ki cins köpek isteyenler sizi beğenmediği için hiç öldünüz mü?
Siz apartmanda istemiyorlar diye sahibinin getirip barınağa bıraktığı bir köpek gördünüz mü hiç?
Sahibi hasbel kaza ziyarete geldiğinde onu sonsuz bir sevgi ve ilgiyle karşılayan, asla bu hapishaneye neden terk edildiğini sorgulamayan bir köpek?..
Siz sahipleri onu terk ettiği için hayata küsüp yemek yemeği reddeden, kendini kafesin köşesine yapıştırıp kimseleri yanına yaklaştırmayan, İNTİHAR eden köpek gördünüz mü?
Bu mektup bitmez... Siz de zaten tüm bunları görmeden, bunlar yokmuş gibi yaşarsınız...
Ben bir sokak köpeğiyim... Her türlü işkenceyi, sevgisizliği ve acıyı hak eden bir sokak hayvanıyım... Yavaş yavaş ölüyorum, bağırsak parazitleri kanımı emiyor, hava soğuk, üzerime yağmur yağıyor, kar yağıyor geceleri...
Ben bir sokak köpeğiyim... Tek istediğim bir parça SEVGİİ idi...

Gözyaşlarıma hakim olmakta zorlandım.
petarkadaş.com